Akçaağaç

Akçaağaç (Acer), sabunağacıgiller (Sapindaceae) familyasının atkestanesigiller (Hippocastanoidae) alt familyasına ait akçaağaçgiller (Aceracea) kolunun üyeleri olan ağaç ve çalılar. En yaygın görülen ve en tanınmış türü Avrupa’ya özgü dağ akçaağacıdır (Acer pseudoplatanus). Anavatanı kuzey yarımküre ve Asya olan akçaağacın sadece bir türü güney yarımkürede bulunuyor (Acer laurinum). Akçaağacın çoğu türü kışın yapraklarını döküyor ama yaprak dökümü öncesinde izlemeye değer göz alıcı renk geçişleriyle sonbaharı selamlıyorlar. Japonya’da ve Kore’de akçaağaçların sonbahardaki renk değişimini izlemek eski bir gelenektir. Japonya’nın Nikko ve Kyoto kentlerinde “momijigari” denen bu gelenek günümüzde de devam ettiriliyor. Genellikle çınarınkine benzeyen el biçiminde yaprakları damarlı ve loblu yapıdadır ama üçlü yaprak formunda türleri de bulunuyor. Kanada bayrağındaki yaprağın bir akçaağaç yaprağı olduğunu biliyor muydunuz?...

Kanada bayrağındaki akçaağaç yaprağı gücü ve dayanıklılığı simgeliyor ve bu ülkede tam 10 farklı akçaağaç türü yetişiyor. Akçaağaç yaprağı aynı zamanda Hiroşima kentinin de simgesidir...

Akçaağaç, sarı, turuncu, yeşil ya da kırmızı olabilen çiçeklerini çoğunlukla yapraklar oluştuktan sonra kış sonu ve ilkbahar başı gibi açıyor. Bu nedenle de arılar için kış sonrası ve erken ilkbahar döneminde önemli bir polen kaynağı vazifesi görüyor. Akçaağaç doğada türüne göre birkaç hafta ya da 6 ay arasında olgunlaştırdığı havada dönerek uçuşan kanatsı tohum keseleri sayesinde yayılıyor. Bu tohumlar bazen çok uzun süreler toprak altında çimlenmeden uyuyorlar. Dünya üzerinde 128 adet türü bulunan akçaağaçların günümüzde 54’ü yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Akçaağaç gölgeye ve çok sayıda hastalığa dayanıklı bir ağaç fakat tek dayanamadığı şey insanların yarattığı kirlilik. Akçaağaç, egzos dumanlarının yol açtığı hava kirliliğine ve asit yağmurlarına, otoyolların toprakta neden olduğu tuzluluğa ne yazık ki dayanamıyor. Yani biz onlara parklarda bolca rastlasak da aslında şehir hayatına çok da uygun ağaçlar değiller ve ormana aitler.

Akçaağaç türleri, ormanlarda olduğu kadar hem bahçe süs bitkisi hem de bonsai olarak da karşımıza çıkabiliyor. Hızlı büyüdükleri, bir yerden ötekine kolay taşınabildikleri, sağlam oluşları, sonbaharda sergiledikleri renkleri ve sert kabuklu yemişler dökerek bahçıvanlara iş çıkarmadıkları için bahçelerde sevilen bir süs ağacı olarak tercih ediliyorlar. Norveç akçaağacı (Acer platanoides), gümüş akçaağaç (Acer saccharinum), Japon akçaağacı (Acer palmatum) ve Kızıl akçaağaç (Acer rubrum) park ve bahçelerde de sık sık karşımıza çıkabilecek akçaağaç türleridir. Tıpkı ağaç müzeleri olan “arboretum”lar gibi, akçaağaç koleksiyonları olan “aceratum”lar da var. Dünya üzerinde en fazla akçaağaç türünü bir arada görebileceğiniz en büyük aceratum olan Esveld koleksiyonu Hollanda’da bulunuyor.

Akçaağacın çelik, aşı ve doku kültürüyle elde edilen çok sayıda kültür çeşidi de bulunuyor. Örneğin sadece zarif yapraklı Japon akçaağacının 1000’in üzerinde çeşidi var. Akçaağaç süs bitkisi olarak kullanılabildiği gibi, odunu ve şurubu için de kullanılıyor. Ağacın odunu yiyecekleri tütsülemekten tutun, beysbol sopaları, müzik aletleri ve mobilya imalatına kadar pek çok alanda kullanılıyor. Ağacın tomurcuklanmasından hemen sonra toplanan öz suyu ise kaynatılarak koyulaştırılıyor. Bu “akçaağaç şurubu” genellikle gümüş akçaağaç türünden elde ediliyor. Aslında diğer türlerin de özsuyu kullanılabiliyor ama bunların öz suyu verimi çok daha düşük olduğundan pek tercih edilmiyorlar. Eski bir Kuzey Amerika Kızılderili efsanesine göre akçaağaç aslında önceleri kırılan dallarından tatlı şuruplar akıtan bir ağaç olarak tanrının insanlara bir armağanıymış. Fakat insanlar çalışmayı bırakıp bütün gün bu ağacın altına yatıp akıttığı şurupları içerek tembelleşip şişmanlayınca tanrı bu işe çok öfkelenmiş. Böylece akçaağaçların öz suyunu bugünkü gibi sulandırmış ki canı şurup isteyen bunu sadece çalışarak elde edebilsin...

Kızılderililer akçaağacın öz suyunu toplayıp şurup yapmadan önce gruplar halinde ağacın etrafında toplanıp törensel bir dille ağaçla konuşur, ondan öz suyunu almak için izin isterlermiş. Bu arada Kızılderililerin buluşu olan konuşma çubuğu da akçaağaç odunundan yapılırmış. Konuşma çubuğu ne midir?...

Herkes hep bir ağızdan konuşmasın, herkes konuşanı duyabilsin diye kullanılan basit ama kullanışlı bir tahta parçasıdır. Kızılderililer önemli bir konuyu tartışmak için bir araya geldiklerinde bu çubuk kimin elindeyse sadece o kişi konuşur, herkes de susup onu dinler. Konuşması bitince çubuk konuşmak isteyen sıradaki kişiye uzatılır. İşte konuşma çubuğu ve çalışma mantığı budur...

Şu iki Kızılderili geleneğinden anladığımız çok net bir şey var ki o da şudur: bir toplumda hem doğaya, hem insana saygı hayatın temeli oluyorsa orada hem tatlı yenir, hem de tatlı konuşulur sevgili bitki dostlarım.

Akçaağaç - Acer

Çok Yıllık

Boy : 10-40 m

Toprak Ph : 6.1-7.5

Sulama İhtiyacı : Düzenli Sulama

Konum : Güneşli yada yarı gölge

Çiçeklenme : Erken ilkbahar

Üretim Yöntemi : Aşı,Tohum,Çelik