Elma

Elma (Malus pumila), gülgiller (Rosaceae) familyasından Malus cinsini temsil eden ve en yaygın bilinen tür olan meyve ağacı. Koyu yeşil renkli ve kenarları dişli yapraklarını kışın döken elma, bahçecilikte 3-4 metre kadar boya sahip olsa da doğada boyu 12 metreye ulaşan bir ağaç olabiliyor. Pembe renkli çiçekleri ilkbaharda yeni yapraklarla beraber ortaya çıkıyor ve ağaç meyvelerini yaz sonu ya da sonbahar aylarında olgunlaştırıyor. Elma, tozlaşma yapabilmek ve meyve üretebilmek için bal arılarına ihtiyacı olan bitkilerden sadece biri. (Yeri gelmişken arıların sevdiği bitkileri ekip dikmeyi unutmayın)

Anavatanı Orta Asya olan elmanın yabani atası olan “Malus sieversii” halen Güney Kazakistan ve Orta Asya dağlarında görülebiliyor. Kazakistan’ın eski başkenti Alma-ata (bugünkü adı Almatı) adını elmadan almıştır. Elma dilimize de öz Türkçe’deki adıyla girmiştir. Elma türlerinin en fazla çeşitlilik gösterdiği topraklar doğu Anadolu topraklarıdır. Bugün bilinen üretilmiş elma çeşitlerinin çoğunun bu türün melezlenmesiyle elde edildiği düşünülüyor. Günümüzde elma türlerinin sayısı 7500’ü aşmıştır. Farklı boyut, tat ve kabuk rengine sahip pek çok tür bulunuyor. Bu türlerden birçoğunun meyvesi yaş meyva olarak da tüketilebilirken, çoğu zaman işlem görmüş ürünlerin (marmelat, sirke, içecek vb.) üretiminde belli başlı bazı türler tercih ediliyor. Yanı sıra süs amaçlı olarak da yetiştirildiği de görülüyor. Elma ticari üretim için genellikle dayanıklı ve fazla boy atmayan anaçlara yapılan aşılarla üretiliyor, böylece ağacın boyunun kısa olması, çeşitli hastalıklara dayanıklı olması ya da belirli iklim ya da toprak şartlarına uyum göstermesi sağlanıyor. Elmanın mantar, bakteri ya da virüs kökenli hastalıkları bol olduğu gibi çok sayıda zararlının da hedefi olduğu söylenebilir. Hatta ilginç bir bilgi de elmanın doğal ortamında organik tarımının yapılmasının neredeyse imkansız oluşu (!) çünkü doğal zararlıları da buralarda daha fazla. Bu nedenle organik tarımının yapılabildiği tek yer Amerika kıtasıymış. Bu nedenle daha dayanıklı ve verimli elma türlerinin elde edilebilmesi adına elmanın gen haritası çıkarılmıştır. İlginç bir bilgi olarak insan DNA dizilimi 30 bin genden oluşurken, elma 57 bin gene sahiptir. Bu arada bilim dünyası elmanın kanser önleyici fitokimyasallar içerdiğini de bulgulamış yani her gün bir elma yemeniz gayet mantıklı olabilir. Eski bir İngiliz atasözü şöyle diyor: “Eat an apple ongoing to bed, and you’ll keep the doctor from earning his bread” yani “Yatmadan önce ye bir elma, doktora ekmeğini kazandırma”. Bense elmayı uyandıktan sonra yiyenlerdenim, elmalı turta ise en sevdiğim tatlı türüdür.

Keşke sağlık hizmetleri herkesin yararlanabildiği bir şey olsa, ticarethane haline gelen hastaneler yerine doktorlar hak ettiklerini kazanabilseler(!) diyerek elmaya geri dönelim. 2014 rakamlarıyla dünyada her yıl yaklaşık 80 milyon ton elma üretiliyor ve bunun yarısını tek başına Çin’deki elma üreticileri karşılıyor. Günümüzdeki depolama teknolojisi sayesinde tüm yıl boyunca elma tüketebiliyoruz. Farklı kültürlerin ideal elma tanımı da farklı. Kimilerine göre elmanın kabuğunun rengi, kimilerine göre sertliği, kimilerine göre ise tatlılığı daha önemli olabiliyor. Örneğin Avrupalılar ekşimsi tatlı elmaları severken, güney Asya çok tatlı olan elmaları tercih ediyor. Ayrıca doğuya doğru gidildikçe ideal elmanın boyutları da artıyor...

Elmanın tarihi yolculuğunu özetleyecek olursak; M.Ö. 338 yılında Büyük İskender Kazakistan’da bugünkü bodur anaçların ilk atası olan cüce elma ağaçlarını keşfedip Makedonya’ya taşımış. Asya ve Avrupa’da binlerce yıl boyunca yetiştirilen elma Avrupalı koloniciler tarafından 17. yüzyılda Amerika kıtasına getirilmiş. O zamana dek Amerika kıtasında sadece “çiçek elması” olarak bilinen tür bulunmaktaymış. 19. yüzyılın başından itibaren bu kıtada da elma üretimi ve ticareti yaygınlaşmıştır...

Elma birçok kültürde çok sayıda efsaneye konu olmuş bir meyvedir. İskandinav mitolojisinde elma tanrılara sonsuz gençlik veren sihirli bir meyvedir. Aynı zamanda bereketi simgeler. Avrupa’ya özgü ilk elma türleri küçük, ekşi veya acımsı olduğundan bunlar ölülerin yiyeceği olarak da görülmüş, öte dünyaya ait olduğu düşünülmüş. Yunan mitolojisinde elma çok sayıda öyküye konu olmuştur. Örneğin Herkül’ün işlerinden biri Hesperid’lerin bahçesindeki altın elmaları toplamaktı. Bitki Günlüğüm’de daha önce anlattığım bir rivayete göre bu meyveler portakaldır ama 17. yüzyıl sonlarına kadar “elma” sözcüğü birçok meyva için ortak bir sözcük olarak kullanıldığından bazı öykülere konu olan meyvelerin elma mı ya da başka bir meyve mi olduğu tartışmaya açıktır. Fakat Yunan mitolojisinde tartışma götürmeyen bir öykü vardır ki bir tek elma kanlı bir savaş çıkmasına neden olur. O hikaye de şöyle: kavga ve isyan (!) tanrıçası Eris, kahraman Peleus ve su perisi Thetis’in düğününe çağırılmadığı için bir hinlik düşünür. Düğüne davet edilmediği halde giderek, ortaya “En güzeline!” diye bağırarak altın bir elma atıverir. Düğün davetlileri arasında yer alan ana tanrıça Hera, bilgelik tanrıçası Athena ve güzellik tanrıçası Afrodit hep beraber elmayı sahiplenmeye kalkışırlar. Tam tanrıçalığı bir kenara bırakıp saç saça, baş başa kavgaya gireceklerken “ben güzelden anlarım” diyen Truvalı Paris jüri tayin edilir. Üç tanrıça da bu yarışmayı kaybetmek istemediğinden Paris’e çeşitli rüşvetler teklif ederler. Fakat Afrodit Paris’e “Sana dünyanın en güzel kadınını, Sparta’lı Helen’i veririm”, deyince akan sular durur ve Afrodit de altın elmayı kapar. Fakat böylece bir elma koskoca Truva savaşının çıkmasına da neden olur. Antik Yunan inanışına göre birine elma atmak “aşk ilanı” demektir, elmayı havada yakalamak ise “aşkın kabulü” anlamına gelir. Yani “attım ortaya bir elma, sıkıysa alma” diyerek elma yağmuruna tutulan genç kızları varın siz düşünün...

Elmayla ilgili bir efsanevi öykü daha var ki yine onda da Afrodit’in parmağı vardır. Güzeller güzeli bir prenses olan Atalanta bakire tanrıça Artemis’e kendini adamıştır ve evlilik çağına girdiği halde hiçbir erkekle evlenmek istememektedir. Bu nedenle genç kız bir şart koyar: kendisine talip olan erkeklerle yarışmaya girecektir, eğer koşuyu Atalanta kazanırsa talip olan genç öldürülecektir. Ve yarışmaları hep Atalanta kazanır... Ta ki Afrodit, Hippomenes adlı gence üç altın elma verene kadar(!). Genç talip, Atalanta kendisini geçtiği her defasında kızın yoluna bir altın elma fırlatır ve kız eğilip de elmayı almak için durduğunda onu geçer. Ve Atalanta üç elma uğruna yarışı kaybeder ve Hippomenes ile evlenmek zorunda kalır...

Efsaneler bir yana elma üç büyük dinin kutsal kitaplarında da yer alır. Elma, Bilgi Ağacı’nın meyvası olarak ilk insanlar olan Adem ve Havva’ya yasak edilmiştir fakat Şeytan bir hileyle ikisine de bu meyveyi tattırır. Anatomik olarak sadece erkeklerin boğazında görülen “adem elması” adı verilen çıkıntı, Adem’in pişmanlıkla boğazına takılıp kalan o yutamadığı elmanın yadigarıdır. Kadınlarda bu çıkıntı bulunmaz çünkü demek ki Havva elmayı bir güzel mideye indirmiştir...

Bu sebeple elma günahın, düşüşün ve baştan çıkarılmanın da simgesidir aynı zamanda. İşte günahıyla sevabıyla elma...

Elma-Malus pumila

Çok Yıllık

Boy : 3-12 m

Sulama İhtiyacı : Düzenli Sulama

Konum : Güneş Alan Konum

Çiçeklenme : İlkbahar başı

Üretim Yöntemi : Aşı