Gül

Gül (Rosa), ılıman iklimlerde en çok yetiştirilen, güzel görünümleri ve kokularıyla yaz bahçelerinin en görkemli çiçeklerine sahip olan bitki ailesi. Gülün son iki yüzyıl boyunca çok sayıda kültür çeşidi üretilmiştir. Gülün farklı koşullara uyumlu (güneşli ya da yarı gölge konum gibi) ve farklı formlarda (çalı, ağaç, sarmaşık vb.) binlerce türü bulunur. Bahçelerde genellikle çit, bordür, sarılıcı ya da yer örtücü olarak karşımıza çıkan gül türleri sonbaharda taç yapraklarını döktüklerinde bile görkemlerinden pek bir şey kaybetmezler, doğadaki kuşların yiyeceği olan renkli meyveleri (kuşburnu) ve renk değiştiren yapraklarıyla dekoratif bitkiler olmayı sürdürürler. Güllerin bu kadar sevilmesinin pek çok nedeni var: inanılmaz renk çeşitliliği, ılıman iklim bitkileri arasında en iri çiçeklere sahip oluşu, çok farklı boyut ve şekillere sahip türlerinin bulunuşu ve daha pek çok melezin üretilebilmesine imkan veren bir bitki oluşu bunların başında yer alıyor...

Bitki Günlüğüm’de bu kadar kalabalık bir aileyi kısa bir yazıyla ele almak haliyle çok zor olduğundan size daha çok bahçecilikte kullanılan türlerden ve onların temel özelliklerinden söz edeceğim. Öncelikle gülün geçmişinden söz ederek başlayalım...

Tarihçiler insan ve güller arasındaki bu bitmeyen aşkın yaklaşık 5000 yıldır devam ettiğini söylüyor. Yetiştirilen ilk güllerin izlerine antik Babil kentinin asma bahçelerinde ya da antik Mısır’ın esrarengiz piramitlerinde saklı lahitlerin içinde rastlanmıştır. M.Ö. 500 civarında Çin ve Yunan bahçelerinde gül yetiştirildiğine dair tarihi kayıtlar bulunuyor. Yunan mitolojisine göre gül bitkisi tanrıça Afrodit'in çiçeğidir. Efsanelere göre tanrıça, avda bir yaban domuzu tarafından öldürülen sevgilisi Adonis'e koşarken ayağına bir diken batar ve bu yaradan damlayan kan gülün beyaz çiçeklerini bu çiçeğe en çok yakışan renge yani kırmızıya dönüştürür. Gülün adının (Umberto Eco’nun muhteşem romanı değil de gülün latince adı olan Rosa’dan söz ediyorum...) kökenine indiğimizde de M.Ö. 230’lu yıllarda tıpkı Babil’in asma bahçeleri gibi İran topraklarında var olan ama günümüzde ortadan kaybolmuş bir dile, Partça’ya rastlanıyor. Güle ilk adını verenler Part’larmış...

Bugün alışık olduğumuz bahçe güllerine en yakın türler Avrupa’da 17. yüzyıldan itibaren yetiştirilmeye başlanır. Çin gülünün (Rosa chinensis) Avrupa’ya getirildiği 19. yüzyılda ise birçok “gül meraklısı” tarafından binlerce gül çeşidi ortaya çıkarılır. Bu gül meraklıların en şöhretlisi belki de Napolyon’un eşi Josephine’dir, onun sayesinde Malmaison Şatosu’nun bahçelerinde çok sayıda gül melezi yetiştirilir. İngiltere’de botaniğe ilginin doruk noktasına ulaştığı Kraliçe Viktorya döneminde gül de altın çağını yaşar ve bugünkü en çok sevilen bahçe bitkisi olma özelliğini kazanır. Bugün bahçecilikte kullanılan türlerin çoğu ataları bu döneme ait olan melez türlerdir. Gül sunduğu geniş renk seçenekleri içinde yakın bir geçmişe dek sadece mavi bulunmuyordu (!), evet bulunmuyordu dedim çünkü artık o bile var. Eskiden kimyasal işlemlerle elde edilen bu renk artık genetik olarak bitkinin üretebildiği bir pigment oldu. Size geçen yıl bahsettiğim genetiği değiştirilmiş “Applause” cinsi güller dünyada bu özelliğe sahip ilk ve tek gül çeşididir...

Binlerce gül türünü Yaban gülleri, Eski bahçe gülleri ve Modern bahçe gülleri olarak 3 ana grupta toplamak mümkün. Yaban gülleri fakir topraklarda ve zor iklim şartlarında yetişebilen, gölgeye dayanıklı olan doğal gül türlerinden oluşuyor. Yılda sadece bir defa çiçek oluşturur ve vejetatif olarak üretilirler. Doğal türler arasında en yaygın kullanılanlar “Rosa moschata” (Misk gülü), “Rosa banksiae” (Leydi Banks gülü), “Rosa pimpinellifolia” (İskoç gülü), “Rosa rubiginosa” (Eglantin gülü) ve “Rosa foetida” (Avusturya gülü) dır. Ayrıca “Rosa moyesii” (Geranium gülü) gibi renkli meyvelerinden ya da “Rosa virginiana” (Virjinya gülü) gibi renk değiştiren yapraklarından ötürü yetiştirilen doğal türler de bulunuyor...

Eski bahçe gülleri, 1867 yılında gül meraklısı Jean Baptiste André Guillot’nun ürettiği ilk modern gül olan “La France” türünden öncesine ait olan tüm gülleri kapsar. Bunlar da tıpkı yaban gülleri gibi tek sefer çiçeklenirler ama kokulu ve bol taç yapraklı türlerdir. Çiçeklerini genellikle önceki yıl sürgünlerinde oluştururlar. Çin’den gelen gül türleriyle melezlenerek yeni sürgünlerinde de çiçek veren türler ortaya çıkarılmıştır ve bahar aylarından güz başlangıcına kadar çiçek açmaya devam ederler. En tanınmış olan eski bahçe gülü türleri Alba, Gallica, Damascena, Provence, Moss, Portland, Çin, Çay kokulu Çin gülleri, Bourbon, Noisette, Melez Viktorya dönemi gülleri, Melez misk gülleri, Melez Rugosa gülleri ve Bermuda melezleridir...

Modern bahçe gülleri ise ataları eski bahçe gülleri olan ve çok fazla sayıda türü kapsayan en yeni gruptur. Melez çay gülü, Pernetiana, Polyantha, Floribunda, Grandiflora, Minyatür güller, Sarmaşık gülleri, İngiliz David Austin gülleri, Kanada gülleri, Yer örtücü ve Veranda gülleri bu grup içinde yer alır...

Güller aşıyla üretilen fakat sıcağı da pek sevmeyen narin yapılı bitkilerdir. Daha sıcak iklimlere uyumlu anaçlara aşılanan ılıman türlerin de sağlıklı bir şekilde hayatta kalabildiği söyleniyor. Günümüzün bahçe gülleri sizden kaliteli bir bahçe toprağı, düzenli ve bol sulama, iyi bir drenaj sistemi ve bilinçli bir budama isterler. Gül budaması ustalık isteyen bir uğraş olarak gül türünü tanımayı, budama amacını ve zamanını iyi bilmeyi gerektiriyor. Eski bahçe gülleri sadece eski sürgünde çiçek verdiğinden bu türlerin budaması minimum düzeyde tutulur, sadece zarar gören ve hastalıklı dallar budanarak uzaklaştırılmalıdır. Modern bahçe gülleri ise ilk donlara kadar sürekli çiçek verdikleri için kuruyan çiçek başları ve dallarının budanmasını gerektirir, böylece bitkinin yeni çiçek oluşturmak için gereksiz enerji harcamamış olması sağlanır. Ölü çiçek başlarının budaması yukarıda sözünü ettiğimiz doğal türler olan Rosa moyesii ve Rosa glauca için geçerli değildir...

Ek olarak bu melezler soğuk iklimlerde yetiştirildiklerinde yıllık “sert budama” ya da “gençleştirme budaması” denilen bir budamaya ihtiyaç duyarlar. Sert budamalarda erken ilkbaharda gülün tüm dalları 30 cm. hizasına kadar kısaltılır. Bu yapılmadığı takdirde, ataları olan eski bahçe gülleri kadar dayanıklı olmayan bu melezler kışın ilk donlarla birlikte köklerine kadar çürüme tehlikesiyle karşılaşırlar. Ve kökü çürüyen bir gül maalesef artık kurtarılamaz. Gençleştirme budaması yapılmayan melezler bir süre sonra zayıf düşer ve şekilsiz bir bitki öbeği halini alırlar. Güller budanarak bitkinin hava alması sağlanmazsa pek çok hastalığa davetiye çıkarılmış olur. Yaprakları etkileyen kara leke, pas, mildiyö gibi hastalıklar dışında köklere zarar veren bal mantarı ve verticillium gibi pek çok mantar ve bakteri hastalığı ile savaşmak zorunda kalırsınız. Bunlar yetmezmiş gibi bitkinin özsuyunu emen yaprak bitleri ve tomurcuklarına dadanan tripsler de güllerinizi hedef alırlar. İlaçlama gereken durumlarda (öyle ki modern türler için mutlaka gerekiyor) sistemik olan ilaçları tercih etmelisiniz aksi takdirde yarattığını kitlesel katliamın boyutları daha da büyür, en önemlisi yararlı böcekleri de yeryüzünden silmiş ve toprağınızı da bir güzel zehirlemiş olursunuz. Bir de o güllerinizden reçel yapıp bana yollamayı düşünenleriniz olabilir ama bana nasıl kıyarsınız sevgili dostlar?...

Şaka bir yana meyve ve çiçeklerini gıda olarak tüketebileceğiniz gül türlerini de belirtelim son olarak: Rosa alba, Rosa centifolia, Rosa damascena ve Rosa gallica’nın tüm çeşitleri mutfağınıza konuk olabilirmiş. Bitki Günlüğüm’den şimdilik bu kadar...

Gül - Rosa

Çok Yıllık

Boy : Muftelif uzunluklarda

Toprak Ph : 5.6-6.5

Sulama İhtiyacı : Düzenli sulama

Konum : Güneşli yada yarı gölgeli

Çiçeklenme : Bahar - Güz başı

Üretim Yöntemi : Aşı , çelik