Ihlamur

Ihlamur (Tilia), önceleri ıhlamurgiller (Tiliaceae) familyasında sınıflandırılırken, yapılan son genetik araştırmalar sonucunda ebegümecigiller (Malvaceae) familyasına dahil olan, derin kök ve geniş taç yapan, kışın yaprak döken ve hoş kokulu çiçekler açan ağaçlardır. Anavatanı kuzey yarımküre ve Asya olan ıhlamurun 30 kadar alt türü bulunuyor. İngilizler ona “linden” ya da “lime” diyor fakat ıhlamurun yine “lime” olarak bilinen misket limonu (Citrus aurantifolia) ile hiçbir ilgisi ya da akrabalığı bulunmuyor. Ihlamurun Latince adı “Tilia”, eğer karaağaç yazımı okuduysanız tanıdık gelebilir çünkü bu isim de yine Yunanca’da karaağaç anlamına gelen “ptelea” sözcüğünden türetilmiş. Avrupa’da anıt ağaç statüsü kazanmış birkaç asırlık örnekleri bulunan ıhlamur, ormanlarda olduğu kadar park ve bahçelerde de gölgelik bir süs ağacı olarak karşımıza çıkıyor. Ihlamur, gölgeye ve nemli topraklara dayanıklı, bakımı kolay bir ağaç olduğundan da sıklıkla tercih ediliyor...

Ihlamuru en kolay bitkisel çay yapılan güzel kokan tomurcuklarından veya yapraklarından tanıyabilirsiniz. Genellikle soğuk algınlığı geçirdiğimizde sıklıkla başvurduğumuz kokusuyla rahatlatıcı olan çayını demleriz. Ihlamur çayı, içerdiği aromatik uçucu yağlar nedeniyle bu kadar güzel kokmaktaymış meğer. Hatta bazı ıhlamur türleri parfüm imalatında da kullanılıyor. Ihlamur çayı göğsümüzü yumuşatır, öksürüğe iyi gelir, ateşimizi düşürür ve ağrılarımızı dindirir. Hatta yeni bulgulara göre ıhlamurun çiçekleri karaciğeri koruyan bir özelliğe de sahipmiş. Ihlamurun Haziran sonuna doğru açan çift cinsiyetli çiçekleri bizleri olduğu kadar, arıları ve kelebekleri de cezbediyor ve ağaç çiçeklerini bu şekilde tozlaştırıyor. Ihlamur bezelye tanesini andıran ve kurdeleye benzeyen bir braktenin (ağacın iki farklı yaprağı varmış gibi görünmesinin nedeni budur) koltuğunda oluşturduğu meyvelerini olgunlaştırdıktan sonra rüzgar yardımıyla tohumlarını doğaya yayıyor. Bu tohumlar kuruyup toprağa düştüğünde 18 ay kadar toprak altında çimlenmeden kalabiliyor. Bu nedenle de ıhlamur çelik ya da aşıyla üretilebiliyor. Kalp şekilli ve dipleri asimetrik olan yaprakları pek çok kelebek türünün temel besinini oluşturuyor. Hatta taze yaprak filizleri insanlar tarafından da tüketilebilir. Ağacın özsuyunun cazibesine kapılan karınca ve yaprak bitlerinin ağaca ciddi bir zarar vermediği söyleniyor. Ağacın kaliteli ve yumuşak odunu tarih boyunca oymacılıkta, üflemeli çalgı imalatında, heykel, kukla ve oyuncak yapımında kullanılmış ve hala da kullanılmaya devam ediyor. Japon halkının ıhlamurun kabuğunun iç kısmından elde ettikleri iplikle yaptıkları geleneksel kıyafetleri bile varmış...

Ihlamur farklı pek çok kültürde değerli ve kutsal bir ağaç olarak kabul ediliyor. Slav halkı ıhlamur ağacını kutsal kabul ettiklerinden, Ortodoks Slavlar kiliselerde azizleri tasvir eden ikonaları ve heykelcikleri ıhlamur odunundan yaparlarmış. Ihlamur Polonya’da öyle sevilen bir ağaç olmalı ki pek çok köyün adı “Swiete lipka” (Kutsal Ihlamur) imiş...

Baltık mitolojisinde de kader tanrıçası Laima’nın simgesi ıhlamur ağacıdır. Litvanyalı kadınlar hayırlı bir kısmet ya da bebek isteğiyle eskiden ıhlamur ağacın altında dua edip adaklar adarlarmış. Ihlamurla tıpkı bir insanla konuşur gibi konuşup saygı gösterirlermiş...

Cermen halkları için de ıhlamur toplumsal hayatın vazgeçilmezidir. Ortaçağ’da her köy meydanında bir ıhlamur bulunurmuş. İnsanlar bu ağacın altında toplanarak dans edip eğlenebildikleri gibi, mahkemelerini de bu ağacın altına kurarlarmış. Almanya’da aşıklar da bu ağacın altında buluşurlarmış, o nedenle Almanlar ıhlamura “aşıkların ağacı” da diyor...

Cermenlerin ünlü Nibelungen Destanı’nın kahramanı Siegfried, onu yenilmez kılması için öldürdüğü bir ejderhanın yağına bulanır ama iki omzu arasına yapışan bir ıhlamur yaprağı o bölgeye bu sihirli yağın değmemesini sağlar ve tam da orası Siegfried’in zayıf noktası haline gelir. Bu yazımızı da Yunan mitolojisinden güzel bir öyküyle bitirelim: Baş tanrı Zeus, oğlu haberci tanrı Hermes ile yeryüzüne inip kendine iman eden halkın ne halde olduklarını görmek üzere tebdili kıyafet Pergamon kentine gelmiş. Fakat sıradan iki ölümlü kılığındaki tanrılar hangi kapıyı çalarlarsa çalsınlar kimse bu yabancıları evine konuk etmek, rızkını paylaşmak istememiş. Zeus öfkeyle şehri terk edeceği sırada oğlu Hermes şehrin kıyısındaki bir tepenin üzerindeki eski ve küçük bir kulübeyi görüp babasına o kulübenin kapısını henüz çalmadıklarını hatırlatmış. Oraya varıp kapıyı çaldıklarında yaşlı bir çift açmış kapıyı. Evin hanımı yaşlı Baukis ve evin yaşlı beyi Philemon, fakir insanlarmış ama hiç tanımadıkları bu yabancıları büyük bir misafirperverlikle ağırlamışlar. Ellerindeki tüm yiyeceği aslında tanrı olduklarını bilmedikleri bu yabancıların sofrasına koymuşlar, hatta misafirleri rahat uyusun diye onlara kendi yataklarını bile vermişler. Sabah olduğunda Zeus yaşlı çifte gerçekleri anlattığında zavallılar önce çok korkmuşlar ama Zeus onlara sakin olmalarını ve kendisinden her ne olursa olsun bir dilek dilemelerini isteyince sakinleşmişler. Hayatta her tür mutluluğu tatmış, yeterince yaşadıklarına inanan bu yaşlı çiftin en büyük korkusu içlerinden birinin ölüp diğerini hayatta yalnız bırakmasıymış. Bu yüzden dilek olarak “Birlikte ölmek isteriz” demişler bir ağızdan. Zeus da bu dileklerini kabul etmiş. Kentten ayrıldıktan sonra Zeus şiddetli bir fırtına ve sel gönderip Pergamon kentinin bencil ve kibirli insanlarını helak etmiş ama yükselen sel suları yaşlı çiftin kulübesinin bulunduğu tepeye kadar yükselmemiş. Birbirine sarılıp fırtınanın dinmesini bekleyen yaşlı çiftin kolları dal olup gökyüzüne uzanmış, bacakları da kök olup toprağı kavramış. İşte böylece birlikte bu dünyadan ayrılan Baukis bir ıhlamura, aşığı Philemon ise bir meşeye dönüşmüş...

Aşk masallarda böyle işte. Gerçeklerin dünyasında ise insanlar birlikte ölmeyi değil, birlikte yaşamayı isteyecek kadar bile sevemiyorlar birbirlerini, katlanamıyorlar birbirlerine artık. Bu dünyadaki en büyük zenginlik gerçek aşkı bulmak olmalı ve ne yazık ki birçoğumuzun ömrü bu kadarına yetmiyor. Baukis ve Philemon sonsuza kadar yaşamayı da dileyebilirlerdi belki ama sanırım onları çok iyi anlayabiliyorum. Daha fazla ne isteyebilirlerdi ki?...

Ihlamur - Tilia

Çok Yıllık

Boy : 20-40 m

Toprak Ph : 6.1-8.5

Sulama İhtiyacı : Düzenli Sulama

Konum : Güneş yada yarı gölge

Çiçeklenme : İlk yaz

Üretim Yöntemi : Aşı ve Çelikle