Muz

Muz (Musa), muzgiller (Musaceae) familyasında yer alan 70 kadar ağaçsı bitkiden oluşan bir aile. Muz yaşayan en büyük çiçekli otsu bitkidir, yani aslında bir ağaç filan değildir. Muzun anavatanının Endonezya ve Avustralya olduğu düşünülüyor. Meyveleri alışık olduğumuz sarı rengin dışında kırmızı, mor ya da pembe kabuklu olan muz türleri de var. Örneğin “Musa coccinea”nın kırmızı kabuklu meyveleri, “Musa velutina”nın ise pembe kabuklu meyveleri bulunuyor. Bazı ülkelerde “pişirilerek yenen”, daha az şekerli ya da şekersiz, daha bol nişasta içeren ve daha sert dokulu türlerine “plantain” deniyor. Tüm muz türleri yenmiyor, süs için de yetiştirilen türleri de bulunuyor. Günümüzde yenilebilen meyveler veren tüm muz türleri “Musa acuminata” ve “Musa balbisiana”nın alt türleridir. Bu kültür çeşitlerinde meyvenin içinde çekirdek bulunmuyor oysa muzun ilkel atası bol çekirdekli bir meyve...

Muz’un Latince adının kökeninin Arapça’daki “mauz” sözcüğüne dayandığı düşünülüyor. Aynı zamanda “musa” esin perisi (bknz. Mitolojideki müzler) anlamına geldiğinden eski Latince adı “Musa sapientum” imiş, yani “aklın esin perisi”. Bu isim artık kullanılmıyor olsa da bunda bir gerçeklik payı yok değil hani çünkü olgun bir muz içerdiği serotonin, dopamin ve nonepinefrin hormonları nedeniyle beynin yaşlanmasına engel oluyor, hafızayı güçlendiriyor ve öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Muzun İngilizce’deki karşılığı olan “banana” ise Batı Afrika’da Senegal, Gambiya ve Moritanya’da konuşulan Wolof dilindeki karşılığı olan “banaana” (1 “a” harfi fazlaymış) dan geliyor...

Muz, meyvelerini gövdesinin üst kısmından sarkan ve ucunda bitkinin çiçeği bulunan bir tek dal üzerinde salkım halinde oluşturuyor. Buna “muzun kalbi” deniyormuş, ki aslında muzun kırmızımsı çiçeği gerçekten de bir dalın ucundan sarkan bir yüreğe benziyor. Çiçeğin iç kısmındaki dişi organlar zamanla muzun meyvelerine dönüşüyor. İlk defa Papua Yeni Gine’de kültüre alınmış olan muz bugün dünyanın 135 ülkesinde yetiştirilen bir tarım bitkisidir. Muz tohumdan değil, yer altı kök organlarından çoğaltılabiliyor. Meyvesinin dışında bitkinin liflerinden doğal iplik de yapılabiliyor. Ayrıca muzdan şarap ve bira da üretilebiliyor. Muz Amerika’ya 16. yüzyılda Atlantik adaları, Brezilya ve Batı Afrika’da ilk muz üretim çiftliklerini kuran Portekizli denizciler tarafından getirilmiş. Fakat muzun günümüzdeki gibi yaygın tüketilen bir meyve haline gelmesi 19. yüzyılın sonlarına rastlıyor. Bunda ünlü bir muzseverin de etkisi büyük. Ünlü yazar Jules Verne, 1872 tarihli “Seksen Günde Devr-i Alem” kitabında muzdan bahsederek onu daha geniş kitlelere takdim eden kişidir.

Bugün muz dünya genelinde, yıl boyunca temin edilebilen ve en fazla tüketilen meyve türüdür. Sıcak iklimlerin fakir ülkelerinde temel besin maddesi kabul edilir. Bunun pek çok sebebi var: Ortalama 125 gram kadar olan muzun yüzde 75’i sudan, geriye kalan yüzde 25’i ise katı maddeden oluşur. Muz son derece besleyici, vitamin, mineral, protein ve aminoasit açısından zengin bir meyvedir. Kemik ve iskelet oluşumunu destekler, böbrekleri, kalp ve damarları koruyucudur, sinir sistemini onarıcıdır. Yorgunluğu ve stresi ortadan kaldırır. Bu özellikleriyle profesyonel sporcuların önem verdiği bir gıdadır, gelişme çağındaki çocuklar için de muz çok önemlidir. Bağırsak hastalıklarına karşı vücudu korur. Bu arada kabızlık sorunu yaşayanların tüketmemesi tavsiye edilir. Bu arada ilginç bir bilgi ama muz aynı zamanda “hafif de olsa” radyoaktif bir meyvedir. Bunun nedeni içerdiği potasyum (tüm meyve türlerinden daha çok) miktarıdır. Fakat tabi ki bu tehlikeli düzeyde bir radyoaktivite değildir. Muz yeterince nükleer(!) olmasa da oldukça politik bir meyvedir aynı zamanda.

Soğuk Savaş yıllarından itibaren muz tacirleri dev üretim çiftlikleri kurdukları Orta Amerika ülkelerinin ekonomilerine yön vermeyi ve siyasetlerine karışmayı kendilerine hak gördüklerinden “Muz cumhuriyeti” tanımının doğmasına da sebep olmuştur. Muz cumhuriyeti filan dedik ya maazallah “OHAL”lerdeyiz, bizimkiler üzerlerine alınmasınlar (!)...

Zamanla bu tacirler günümüzün çok uluslu muz üreticisi şirketleri olan Chiquita ya da Dole gibi firmalara dönüşmüşler. Kök kaynaklı yerel üretimlere uluslararası pazarlara ulaşma ve rekabet şansı bırakmayan bu kuruluşlardan ABD kökenli Chiquita, yakın bir tarihte İrlanda kökenli Fyffes ile birleşerek dünyanın en büyük ve rakipsiz meyve üreticisi haline gelmiştir. Muz olgunlaşmadan hasat edildiği ve pazara ulaşana kadar olgunlaşmasını geciktiren işlemler gördüğü için masraflı bir üretim biçimini gerektiriyor. Paranın güçle, gücün ise aslında “evrensel olması gereken” (!) yaşama hakkıyla eşdeğer tutulduğu bir dünya düzeninde bu dev kuruluşların varlığı ürkütücü bir geleceğe işaret ediyor. Günümüzde hızla devam eden genetik araştırmalarla pek yakında mantar hastalıklarına karşı “süper” dayanıklı GDO muzlar da yemeye başlayacağız. Nitekim dünyanın en çok muz üreten ülkesi olan Hindistan ve Çin, GDO tohumlara çoktan kucak açmış ülkelerden ikisi...

Ben muz bitkisini ve ilginç görünümlü çiçeğini ilk defa 90’lı yılların başında Marmaris’te bir pansiyonun bahçesinde görmüş ve incelemiştim. Yıllar sonra muzla ilgili ilginç bir şey daha öğrendim. Doğada yiyecek olmadan hayatta kalmak zordur ama susuz hayatta kalmak ise imkansızdır. İşte muz bu aşamada da insanlığın yardımına yetişiyor. Fakat muz bitkisinden su elde etmeniz için yetişkin bir bitkiyi feda etmeniz gerekiyor(!). Çünkü yerden bir karış yükseklikte kalacak şekilde kökünden kesilen ağacın ortası oyuluyor ve bu kısım saatler sonra içilebilecek temiz suyla doluyor. Bu teknik çok gerekli olmadıkça kullanılması önerilmeyen bir teknik çünkü artık çok daha basit su elde etme yöntemleri biliniyor. Bu da “doğada hayatta kalma” konusuna ilgi duyanlar için küçük bir dip not olsun. İşte muzun da hikayesi böyle..

Muz - Musa

Çok Yıllık

Boy : 2-3 m

Sulama İhtiyacı : Düzenli Sulama

Konum : Güneş Alan Konum

Çiçeklenme : Yaz ortası-Güz başı

Üretim Yöntemi : Kök sistemi ile