Patlıcan

Patlıcan (Solanum melongena), patlıcangiller (Solanaceae) familyasından otsu bitki. Ilıman iklimlerde tek yıllık iken tropik iklimlerde çok yıllık olabilir. M.Ö. 5. yüzyılda yazılı kayıtlara ilk geçtiği yer olan Çin’de kültüre alındığı düşünülüyor. Bugün bildiğimiz tüm patlıcan türleri “Solanum incanum” (diken elması acı top ya da acı domates) adlı bitkinin kültüre alınmasıyla elde edilmiş. Beyaz, sarı, turuncu, pembe, mor, koyu kırmızı ve siyah başta olmak üzere pek çok renkte ve farklı şekillerde meyvalar veren türleri bulunuyor. Öte yandan patlıcanın anavatanının Hindistan olduğu düşünülüyor çünkü en fazla çeşidi de Hindistan’da bulunuyor. Hatta burada “minyatür patlıcan” bile var. Buradan tüm dünyaya yayılan patlıcan 16. yüzyılda Avrupa’ya ulaşabilmiş, hem de bir süs bitkisi olarak (!).

Patlıcangiller türlerinin en ünlüsü olan ve size Bitki Günlüğüm’de daha önce anlattığım zehirli güzel avrat otu (Atropa belladonna) ile olan yakın akrabalığı nedeniyle patlıcanın uzun süre çok zehirli bir bitki olduğu zannedilmiş. Bu arada patlıcanın meyvası haricindeki kısımları, yani çiçekleri, gövdesi ve yaprakları içerdiği “solanin” maddesi nedeniyle zehirlidir. Fakat meyvasını kabuğuyla birlikte yemenizde sakınca yoktur. Patlıcan aynı zamanda domates (Solanum lycopersicum) ve patatesle (Solanum tuberosum) de yakın akraba ve bu son söylediklerimiz her iki bitki için de geçerli. Patlıcan içerdiği “nikotin” nedeniyle insan dışında bir hayvan türü tarafından tüketilmiyor. Patlıcanın acımsı tadı da bu maddeden kaynaklanıyor. Hatta en fazla nikotin içeren tütün bitkisinin (Nicotiana tabacum) de patlıcangillerden olduğunu ekleyelim...

Dünyada en fazla üretilen sebzeler sıralamasında domates, biber ve hıyardan sonra 4. sırada yer alan ve yılda 50 milyon ton civarında bir üretim hacmi olan patlıcan farklı dünya mutfaklarına ait yüzlerce yemek tarifine malzeme olmuş, vejetaryen ve vegan mutfağının vazgeçilmezlerinden olan bir sebze türü. Aslında botanik açısından bakıldığında patlıcana bir sebze denemez, tıpkı domates gibi o da bir meyva (!). Hintliler ona “tüm sebzelerin kralı” diyormuş, biz de onu sebze olarak tanıdık ve sevdik. Türk mutfağının karnıyarık ve imambayıldısı, Yunan mutfağının musakkası, Ortadoğu mutfağının babagannuşu ve daha pek çok enteresan yemek tarifi patlıcandan yapılıyor. Hatta patlıcanın turşusu bile yapılıyor. İlla ki sevmeyeni vardır, şöyle ki patlıcana alerjisi olan insanlar da varmış. Hatta besleyici değeri de düşük olabilir fakat ben de patlıcanı çok lezzetli bulanlardanım.

Patlıcanı en fazla üreten ülkeler arasında 2003 yılında 970 bin ton ile 3. sırada olan Türkiye 2013 yılında 800 bin ton ile 5. sıraya düşmüş. Dünyada en fazla patlıcan üreten Çin ise üretimini 10 yılda %7 oranında artırmayı başarmış. Dünya patlıcan üretiminde 2. sırada olan Hindistan’da ise üretim son 10 yılda %3 oranında düşmüş, üstelik zararlı böceklere dayanıklı “genetiği değiştirilmiş patlıcan”ları “Bt brinjal”a rağmen(!). 2010 yılından bu yan Hindistan’da üretimi zorunlu hale getirilen ve hala tartışma konusu olan bu patlıcan türü ne yazık ki ülkede üretimine izin verilen pek çok GDO’dan sadece bir tanesi. Hindistan’daki bu örnek bile GDO’nun aslında hiçbir artısı olmadığına kanıt niteliği taşıyor. “Madem GDO patlıcan böceklere dayanıklı o zaman üretim neden düşüyor?” sorusunun cevabını da GDO’yu savunanlar cevaplasın...

Patlıcanla ilgili ilginç inanışlara ve bilgilere bakalım: 13 yüzyıl İtalya’sında patlıcan yediğinizi görenler sizin deli olduğunuzu düşünebilirlerdi. Çünkü bu dönemde İtalyanlar patlıcan yemenin deliliğe yol açtığına inanıyorlarmış. Benzer bir inanış da 19. yüzyıl Mısır’ında görülebilir. Patlıcanın en fazla yetiştirildiği ülkelerden olan Mısır’daki yerel inanışa göre yazın patlıcan bol mahsul verdiğinde delilik de artarmış. Bu inanışın temelinde yatan neden ise patlıcanın atası olan “Solanum incanum” olabilir çünkü “incanum” (İngilizce’de deli anlamına gelen “insane” sözcüğü de buradan geliyor) deliliği çağrıştırıyor. Hatta eskiden patlıcana “mad apple”, yani deli elması bile demişler. Günümüzde Amerikalılar patlıcana “eggplant”, İngilizler ise “aubergine” diyorlar. Amerikalıların ona “eggplant” (yumurta bitkisi) deme nedeni Avrupa’dan gelen ilk patlıcan türlerinin beyaz olup yumurtaya benzemesinden kaynaklanmış. Latince’de bitkiye “melongena” denme sebebiyse bu sözcüğün antik Yunanca’da koyu mavi ya da siyah anlamına gelen “melano” sözcüğünden türetilmiş olmasıdır...

Bahçesinde ilk defa patlıcan yetiştirmek isteyenler olabilir. Birçoğunuz muhtemelen patlıcanı fide olarak satın alacaksınız ama daha güzeli atalık tohumdan patlıcan yetiştirmek isteyenler de olabilir. Tohumdan ürettiğiniz fidelerinizi mutlaka son donlar geçtikten sonra bahçedeki bol güneş alan konumlarına şaşırtmalısınız. Çünkü patlıcan özünde dona kesinlikle dayanamayan, sıcak seven sıcak iklim bitkisidir. Patlıcan fidelerinizin bahar ortası açan ilk çiçekleri meyva oluşturmayabilir, ayrıca arılar ve kelebekler patlıcanın güzel çiçeklerine pek ilgi göstermeyeceklerdir. Bu durumda bol mahsul almak istiyorsanız elle tozlaşma yapmanız önerilir. Ben patlıcanın akrabası olan domateste manuel tozlaşma yöntemini denediğim için bu yöntemin işe yarayacağını söyleyebilirim. Bunun için elinize küçük bir boya fırçası alıp çiçeklerin polenlerini bir çiçekten diğerine taşımanız yeterli oluyor. Bu arada domates, biber ve patateslerinize dadanan her tür zararlı patlıcanlarınızı da hedef alabilir. Patlıcan yaprak bitleri, patates böceği, kırmızı örümcek ve en önemlisi beyazsinekten çok zarar görebilir. Önlemlerinizi bu canlılara göre almalısınız. Alacağınız önlemler konusunda kimyasal pestisit yerine hangi doğal mücadele yöntemlerini uygulayabileceğiniz konusunda da "Bitki Günlüğüm’den Notlar”a bir göz atmanız tavsiye olunur.

 

Patlıcan - Solanum melongena

Tek yıllık

Boy : 60-90 cm

Toprak Ph : 5.1-6

Sulama İhtiyacı : Düzenli Sulama

Konum : Güneşli

Çiçeklenme : Bahar ortası - Yaz başı

Üretim Yöntemi : Tohum