Yıldızpatı

Yıldızpatı (Aster), papatyagiller (Asteraceae) familyasından kalabalık bir çiçekli bitki ailesi. 90’lı yıllardaki genetik çalışmalar öncesinde 600 kadar alt türü olduğuna inanılan yıldızpatı için bugün sadece 180 alt tür olduğu söyleniyor. Bu alt türlerden sadece birinin (Aster alpinus) anavatanı Kuzey Amerika, geri kalan 179’unun anavatanı ise Avrasya.Türkiye’de doğal olarak bulunan türleri arasında “A. alpinus”, “A amellus” ve “A. subulatus” yer alıyor.

Bitkinin adı Yunanca’da “yıldız” anlamına gelen “astra” sözcüğünden geliyor. Bizde de “saraypatı”, “yıldız”, “aster” gibi isimlerle anılıyor. Bazı türlerine aslında farklı bir tür olan “kasımpatı” diyenler bile var. Yıldızpatı bol renk seçeneği sunan albenili çiçekleriyle kelebekleri ve kuşları bahçelerimize davet eden çiçeklerden. Drenajı iyi olduğu sürece toprak seçmeyen bu bitki sert iklim koşullarına da dayanıklı.

Onu tohumdan, köklerini ayırarak ya da çelik alarak çoğaltabilirsiniz. Benim birkaç yıl önce tohumdan elde edebildiğim yıldızlar hiç de öyle tohum paketinin üzerinde yer alan çiçekler kadar iri ve sağlıklı filan değillerdi. Bu hayal kırıklığı üzerine yıldızpatıyla yıldızım barışmadı gitti. Oysa çok kolay çimlenebilen ve hızlı büyüyen bir bitki gerçekten de ama heralde saksıda değil de bahçede yetiştirmek çok daha mantıklı. Eğer yetiştirmek isterseniz çiçeklerini bahar sonundan yaz ortasına kadar görebilirsiniz.

Çiçeklerin dilinde “pişmanlık” anlamını taşıyan yıldızpatını kesme çiçek olarak vermek “Bak işte seni kırdığıma pişmanım ama sen de fazla üzme kendini artık” demekmiş. Bu durumda ben de kırılan kişi adına cevap vereyim bari: “Kırarken aklın neredeydi?”...

Tarihte “Yıldızpatı Devrimi” olarak bilinen bir devrim de yaşanmış Macaristan’da, 31 Ekim 1918’de protestocular yakalarına bu çiçeklerden iliştirdikleri için devrime bu ad verilmiş. Yani biraz da devrimci ruhlu bir çiçek yıldızpatı...

Yıldızpatının birçok mitolojik hikayesi var. Hikaye sevenlere gün doğdu, toplanın bakalım yamacıma hemen anlatayım: Yunan tanrı ve tanrıçalarının mabetlerini süsleyen, Ortaçağ’da yılanları uzaklaştırmak için yakılan ve kökleri ezilerek hastalanan arılara yedirilen bu çiçeklerle ilgili en eski öykülerden birinde Zeus demiri eritip silahlar üretmeyi öğrenen ve sonra da savaşıp birbirini öldüren insanları cezalandırmak için bir tufan çıkarır. Tanrılar ve tanrıçalar yeryüzü sel altında kalmadan dünyadan kaçarlar fakat tek bir tanrıça yani “Astraea” üzüntüsünden bir yıldıza dönüşmeyi diler Zeus’dan. Bu arada koskoca yeryüzünde sadece iki insan sığındıkları bir dağın tepesinde sel felaketinden kurtulmayı başarır. Fakat ne yiyecek kalmıştır ne de içecek, her şey derin bir balçık tabakası altında kalmıştır. İnsanların bu haline acıyan Astraea’nın dönüştüğü yıldızdan dökülen göz yaşları bir yıldız tozu gibi yeryüzüne yağar ve toprağa düştükleri yerden yıldızpatı çiçekleri fışkırır...

Diğer bir hikayeye göre Atina kralı Aegeus her yıl Girit kralına yedi delikanlı ve yedi genç kız gönderirmiş, bunlar da kral Minos’un bir labirentte yaşayan boğa kafalı “insan yiyen” canavarı Minotor’a kurban edilirlermiş. Yıllar böyle geçip giderken bir yıl kral Aegeus’un oğlu Theseus canavara gönderilmek için gönüllü olmuş, delikanlı canavarı öldürebileceğine eminmiş. Babasına eğer sağ salim dönerse gemilerine beyaz yelkenler çekeceğini söylemiş. Theseus Girit’e geldiğinde Girit kralının kızı Ariadne’ye gönlünü kaptırmış. Ariadne’nin yardımı sayesinde de canavarı öldürüp labirentten sağ salim çıkmayı başarmış. Fakat eve dönerken gemisine beyaz yelkenleri çekmeyi unutuvermiş (!) Babası Aegeus ufukta siyah yelkenleri görünce üzüntüsünden canına kıymış tabi. Aslında bu talihsizliğin nedeni kralın karısı olan cadı kraliçe Medea’nın kralı lanetlemiş olmasıymış. Kralın yere dökülen kanından mor renkli yıldızpatı çiçekleri çıkıvermiş...

Sonuncu hikayemiz ise bir Çeroki Kızılderili öyküsü. Av alanları üzerine anlaşmazlığa düşen iki kabile kıyasıya bir savaşa girmiş ve çıkan bu savaşta bir kabilenin tüm fertleri ölmüş ama geriye sadece kaçıp ormana saklanan iki kız kardeş kalmış. İkisinin de geyik derisinden giysileri varmış, birinin elbisesi saçaklı mavimsi mor, diğerinin ise açık sarıymış. Kızlar yardımsever yaşlı bir büyücü kadını bulup ondan yardım istemeye karar vermişler. Büyücü kızları ormanda yıldızların altında uyurken bulmuş. İkisinin de falına bakıp düşmanın eline düşeceklerini görünce kızların elbiselerine kendi hazırladığı bir iksirden döküp yapraklarla üzerlerini örtmüş. Sabah düşman kabilenin savaşçıları kızları saklandıkları ormanda ararken iki güzel çiçeğe rastlamışlar. Bu iki çiçekten biri mavimsi mor yıldızpatı (Aster) diğeri ise sarı altınbaşak (Solidago) çiçeğiymiş.

Yıldızpatı - Aster

Tek / Çok Yıllık

Boy : 15-60 cm

Toprak Ph : 5.1-6.5

Sulama İhtiyacı : Düzenli Sulama

Konum : Güneş Alan Konum

Çiçeklenme : Bahar sonu - yaz başı

Üretim Yöntemi : Tohum, Kök ayırma ve çelik