Adamotu

Patlıcangiller (Solanaceae) familyasından bir cins olan Mandragora ya da Adamotu ailesine bir göz atalım...

Adamotu için daha önce anlattığım güzelavrat otu ile de kuzen diyebiliriz. Adamotu çan şekilli sarı ya da mavimsi mor çiçeklere, sarı ya da turuncu meyveciklere, rozet şeklinde yapraklara ve kazık köke sahip çok yıllık, zehirli otsu bir bitki.

Baharda ve sonbaharda açan farklı türleri bulunuyor. Türkiye’de yaygın görülen türü Mandragora officinarum. Kökünde bulunan zehir hayal gördürücü etki yaratabiliyor.

Bu bitkiye adamotu denmesinin nedeni, kökünün insan figürünü andırması. Kökünden ağrı kesici, yatıştırıcı, afrodizyak gibi pek çok farklı nitelikte ilaç üretilebiliyor.

Adamotuyla ilgili sayısız efsane ve söylenti var. Burada birkaçına değinelim: Örneğin eskiden adamotunu topraktan sökerken insanı öldürebilecek bir çığlık attıklarına inanılıyormuş. Bu inanç nedeniyle onu topraktan sökmek için hayvanları kullanmışlar. Büyücülerin üzerlerinde taşımak için güçlü tılsımlar yaparken de kullandıkları adamotuyla ilgili 1870’lerden kalma bir tılsım tarifi de verelim de insanlar hayatlarında televizyon, bilgisayar ve cep telefonları yokken nelerle uğraştıklarını bir görün(!):

“Sonbahar ekinoksundan hemen önceki pazartesi günü adamotunu topraktan sökeceksin. Kökün dip kısımlarını kestikten sonra bir gece kilise mezarlığında, ölmüş bir adamın mezarına gömeceksin. Otuz gün boyunca kökü içinde üç yarasanın boğulduğu inek sütüyle sulayacaksın. Otuz birinci günde gece yarısı kökü mezardan çıkarıp yer minesi dallarıyla ısıttığın fırında kurutacaksın. Bunu ölü bir adamın kefeninden bir parçaya sarıp üzerinde taşıyacaksın”... Neyse arkadaşlar, biz iyisi mi bu tılsım işlerini büyücülere bırakıp adamotunu görmeye gidelim...