Baldıran

Felsefenin kurucusu ünlü düşünür Sokrates, sayısı giderek artan (!) Yunan Tanrılarına inanmadığını apaçık söylediğinde yargılanır ve hapse düşer.

Hapisteyken ona sunulan zehri tereddütsüz içmeden önce şöyle der: “Unutmayın ben ne ilk, ne de son olacağım. Hak ve hakikati, günlük yaşamın endişelerine yeğleyen birçok insanın sonu da benim gibi olacak”. İşte Sokrates’i başı dimdik, onurlu bir şekilde ölüme götüren ve bir anlamda da unutulmaz yapan bu zehirin elde edildiği bitkilerin ortak adı da olan Baldıran yani Conium maculatum, maydanozgiller familyasından oldukça zehirli olan iki yıllık bir yabani bitki.

Avrupa, Batı Asya ve Kuzey Afrika’da bulunuyor. Turbun kokusuna benzer kötü kokulu çiçekleri olan baldıranı ülkemizde her yerde, özellikle dere ve göl kıyılarında, boş arazilerde ve yol kenarlarında görebilirsiniz çünkü çok fazla tohum üreten ve kolay yayılan bir yabani ot kendisi.

Otun tamamı zehirli, altı veya sekiz yaprak yiyen bir yetişkin ölebiliyor. Baldıran hayvanlar için de aynı ölçüde zehirli. İlaç olarak kullanıldığı nadir durumlarda ise kurutuluyor ve zehiri yok olmasa da önemli ölçüde azalıyormuş.

Baldıran zehirlenmelerinin en önemli nedeni bitkinin yapraklarının maydanoz (Petroselinum crispum)a çok benzemesi ya da kökünün yaban havucu (Pastanica sativa) zannedilerek tüketilmesiymiş. Her iki bitki de ne yazık ki baldırana çok benziyor.

Galiba şu durumda en mantıklısı maydanozu bahçede değil de, içine ne ektiğinizi bildiğiniz saksıda yetiştirmek.

Mitolojide çobanların ve kırların tanrısı Pan’la birlikte anılan bitki aynı zamanda diğer zehirli otlarınkine hiç benzemeyen etkisi nedeniyle (zehirlenmelerin nasıl geliştiğiyle ilgili detaya girip içinizi sıkmak istemedim) “panik” sözcüğünün de doğmasına neden olmuş. Ben baldıranı daha fazla dallandırıp budaklandırmadan, buyurun resimlerine bakın, hem kendiniz tanıyın hem de başkalarına tanıtın.