Biberiye

Biberiye (Rosmarinus officinalis), ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından kıyıya yakın bol güneş alan, kurak ve kayalık arazilerde yetişen çalı formunda olan aromatik bir bitki.

Morumsu mavi çiçeklerine bahar ve yaz aylarında (Mart’tan Ekim’e kadar) bürünen biberiye süs bitkisi olarak da yetiştiriliyor. Bitki zararlı böcekleri uzak tutma özelliğinden ötürü “kardeş bitki” ya da çit bitkisi olarak kullanıldığını da belirtelim. Eğer bahçenizde lahana, havuç, fasulye ve adaçayı yetiştiriyorsanız biberiyeyi de unutmayın fakat patatesle pek de iyi geçinemediğini de ekleyeyim.

Biberiye özellikle bal arılarını ve kelebekleri çeken bitkilerden. Tohumlarını da Ağustos’tan itibaren oluşturuyor. Biberiyenin yaprak ve çiçekleri çiğ ya da pişmiş olarak tüketilebiliyor. Mangalda pişirilen et ve sebzeleri, çorbaları ve etli sebze yemeklerini tatlandırmak için kullanılabiliyor, tatlı ve reçellere de konabiliyor. Kurutulan yapraklarından çay da yapılabiliyor, hatta daha önce anlattığım solucanotu (Tanacetum vulgare) ile karıştırıldığında daha mükemmel bir tat elde ediliyormuş (Yine de siz böyle bir işe kalkışmadan önce solucanotu yazımı bir okuyun derim).

Bitkinin uçucu yağı ise ilaç olarak kullanılıyor. Mikrop öldürücü ve enfeksiyon önleyici olan bu yağ aynı zamanda güçlü bir antioksidan. Gripten kaynaklı baş ağrıları için bitkinin çiçekli dalları kaynar suya atılarak buharı solunabilir. Fakat biberiye yağı alerjik bünyeler ve hamileler için uygun değil, kızartılara yol açabilir.

Biberiye dallarını tıpkı lavanta gibi bez keselere koyarak güvelere karşı kullanabilirsiniz. Kepek sorunu olanlar, mutlaka biberiye şampuanını denemelisiniz, hatta saç dökülmelerini önlediği için bence herkes kullanabilir...

Biberiye yetiştirmenin birkaç püf noktası var. Tohumdan yetiştirecekseniz biraz sabırlı olmanız gerekiyor. Baharda ekeceğiniz tohumlarını sera ortamında şaşırtabilir ve gelecek yıl yaz başında bahçenizdeki yerlerine taşıyabilirsiniz. Çelikle de üretilebiliyor, hormona batırarak dikeceğiniz çeliklerinizi yaklaşık 3 haftada köklendirebilirsiniz. Bitki taşlı ve kalkerli toprakları ve güneşi çok seviyor. Kireçli topraklarda ise boyu fazla uzamazken “daha kokulu” bir bitkiye dönüşebiliyormuş. Biberiyenin en kokulu olan türü ise “Korsika mavisi”ymiş, eğer bulabilirseniz.

Deniz kıyısındaki bahçeler için ideal bir bitki çünkü denizin tuzlu rüzgarlarından hiç etkilenmiyor fakat çok soğuk kışların yaşandığı bölgelere dayanamıyor. Budamasını ise eğer gerekiyorsa çiçeklenmeden sonraya bırakmalısınız.

Biberiyenin Latince’deki adı “rosmarinus” Türkçe’de “denizden gelen çiy damlası” anlamına geliyor. Hatta Yunan mitolojisine göre denizin köpüklerinden doğan güzeller güzeli Afrodit çıplaklığını örtmek için biberiye çalısını kullanır. İngilizce’deki adı olan “rosemary”’nin öyküsü ise daha farklı.

Meryem ana bir gün yorulup bir yere otuduğunda mavi pelerinini o zamana kadar beyaz çiçekleri olan biberiyenin üzerine seriyor, sonrası malum. Eskiden düğünlerde gelinlere biberiyeden yapılmış bir taç takılırmış, bunun anlamı ise “sevgi ve sadakat ile eşime bağlıyım” anlamına gelirmiş. Aynı şekilde cenazelerde de biberiyeden yapılmış çelenkler kullanılırmış, keskin kokusuyla hem “ölenin unutulmamasını sağlamak” hem de kötü ruhları merhumun bedeninden uzak tutması için.

Gelibolu’da doğal olarak yetişen biberiyeyi Avustralyalılar Anzak Günü’nde yakalarına takarlar “şehitlerimizi unutmadık” anlamında. Biz ise büsbütün unutup bir de üstüne kutlama yapmayı tercih ediyoruz(!). Şimdi lütfen kimse çıkıp da “bizde de kırmızı karanfil geleneği var ama” demesin, o da Hristiyan Avrupa’dan ithal ettiğimiz bir başka gelenek... Biberiyenin öyküsü de işte böyle.