Dişbudak

Dişbudak (Fraxinus), zeytingiller (Oleaceae) familyasından, zeytin ve leylakla yakın akraba olan bir ağaç ailesi. Düzgün gövdeli, orta boylu (10-30 metre arasında) ve yuvarlak bir taç oluşturan güzel bir ağaç dişbudak.

Tüysü yaprakları, bileşik salkımlı çiçekleri ve kanatlı meyvalarından onu kolaylıkla tanıyabilirsiniz. Nemli ve derin toprakları seven dişbudağın yaprak döken veya dökmeyen, ağaç ya da çalı formunda olabilen 70 civarında alt türü var. Ama genellikle en yaygın görülen dişbudakların yaprakları dökülüyor. Hani bazı insanlara “aşk insanı” derler ya, dişi ve erkek çiçekleri ayrı ağaçlarda olan dişbudaklar da tam bir “aşk ağacı”. Eğer süs ağacı olarak kullanılacaksa erkeğini ve dişisini pek de bir araya getirmemek gerekiyormuş çünkü çok fazla tohum üretip döküyor ve bahçıvanlara iş çıkartıyormuş bizim bu aşıklar (!)...

Sonbaharda budanan dalları hayvan yemi olarak da kullanılabilir çünkü inekler, keçiler ve hatta tavşanlar bu tadı çok seviyor. Dişbudağın güzel kokulu çiçekleri olan alt türleri ise kelebeklerin pek sevdiği ağaçlarmış. Dişbudağı seven diğer bir böcek türü ise ona korkunç zararlar veren Agrilus (Agrilus planipennis) böceği. Bu böcek ağacı deyim yerindeyse delik deşik ediyor. Ağacın kabuğunu delerek odunsu dokuda açtığı sayısız tünellerle her tür mantar hastalığına da davetiye çıkartıyor. Amerika’da çok sayıda dişbudak ağacının kesilmesine neden olan bu böceğe “yeşil giysili şeytan” denmiş, gerçekten de parlak zümrüt yeşili “mücevher böcekleri” familyasından pırıl pırıl (!) bir böcek kendisi. “Uzak olsun!” diyerek ağacımızı anlatmaya devam edelim.

Açık renkli ve parlak dokulu, hem sağlam, hem de esnek olan dişbudak odunu da ekonomik açıdan değerli bir odun. Dişbudağın farklı türleri farklı şekillerde kullanılıyor. Yeşil renkli dişbudak (Fraxinus pennysylvanica), Amerika’da yaygın kullanılan bir alley ağacıymış. Mavi renkli dişbudak (Fraxinus quadrangulata), ise kabuğunun iç kısmından mavi boya elde edilen bir türmüş. Ülkemizde Karadeniz, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yaygın görülen türleri çiçeksiz dişbudak (Fraxinus excelsior), sivri meyveli dişbudak (Fraxinus angustifolia) ve çiçekli dişbudak (Fraxinus ornus) tır...

Gelelim dişbudakla ilgili ilginç inanışlara: Yunan mitolojisinde “Meliae” adı verilen ve ilk insanların da atası olan perilerin bu ağaçta yaşadıklarına inanılırmış. Bu perilere Meliae denmesinin nedeni ise şu: Yunanlılar bala “meli” diyorlar ve dişbudağın pek çok türünün ise “şekerli” bir özsuyu bulunuyor. Yunanistan dağlarında yetişen dişbudak türü olan çiçekli dişbudağın özsuyu toplanarak ilaç olarak kullanılmaktaymış. Ağacın özsuyunun raşitizm ve siğillere iyi geldiğine inanılıyor. İskandinav mitolojisindeki dokuz evreni kökleriyle birbirine bağladığına inanılan efsane ağaç “Yggdrasill”’in de bir dişbudak olduğu zannedilmiş yıllarca ama sonra araştırmacılar eski metinlerde sözü edilen ağacın yapraklarını dökmediğini farkedince (!) bu ağacın bir porsuk ağacı (Taxus baccata) olduğu sonucuna varmış.

İskandinav mitolojisinde bizlerin Adem diye bildiği ilk insanın adı “Ask”tır (Bu arada dişbudağın yabancı dildeki adı da “ash”tir) ve bu ilk insan da bu kutsal ağaçtan yaratılmıştır. Eski Türk efsanelerinde de benzer şekilde bir ağaç kültürü bulunuyor.

Tıpkı İskandinav mitolojisinde olduğu gibi, Türkler de kutsal sayılan bir “Hayat Ağacı”nın (bu ağaca Tankrı da denirmiş ki bildiğimiz “tanrı” sözcüğü de buradan geliyor ve “Arap sevdalısı” müslümanlarımız da bu “öz türkçe” sözcüğü kullanmayı işte bu yüzden hiç sevmiyorlar...) yerle göğü birbirine bağladığına inanırlarmış. Yeri gelmişken biz Türklerin kutsal ağacının “kayın” (Fagus) olduğunu da belirtelim...

Avrupa’da dişbudak dallarının ve yapraklarının yılanları uzak tuttuğuna inanılırmış. İrlanda folklorunda ise üzerine dişbudak gölgesi düşen bitkilere “büyümez, ölür gider” gözüyle bakılırmış, öyle ki sık dalları ve geniş tacı nedeniyle dişbudak iyi bir gölge ağacıdır da. Fakat İngilizler biraz daha ileri gidip (!) dişbudak ağacına “dul bırakan ağacı” demişler, güya ağacın kuruyan yaşlı dalları durup dururken kopup gölgesine sığınanların tepesine düşebiliyormuş. “Hangi ağacın kuruyan dalı kopup düşmüyor ki?” diyebilirsiniz ama yukarıda da belirtmiştik dişbudağın “sağlam” bir odunu olduğunu. “Tankrı” hepimizi korusun!