Eğreltiotu

Eğreltiotu (Pteridophyta), Bitki Günlüğüm’de adını belki de en fazla duyduğunuz bitkilerden biriydi ama bu ilginç bitki ailesinin en bilinen üyelerine özel bir yazı yazmamıştım. Mağara ve kuyu duvarlarında yaşayan “venüs saçı” ya da su kenarlarında yetişen “atkuyruğunu” gibi eğrelti otu olarak tanınmayan ilginç eğrelti türlerini size anlatmıştım fakat eğreltiotlarının ormanlarda karşımıza en sık çıkan formlarına henüz değinmemiştim. Pteridophyta türüne ömrünü adayan bilim insanı ve “pteridolog” Olof Swartz’dan da keşfettiği “simbidyum orkidesi”ni anlatırken bahsetmiştim. İşte sıra nihayet ormanlarda en sık rastladığımız eğreltileri etraflıca tanımaya geldi.

Eğreltiotları evrimsel bulgulara göre bitkilerin sudan karaya geçiş aşamasındaki son aşamayı oluşturuyor. Yani önceleri artık günümüzde hiçbir örneği bulunmayan “tallophyta” türü, sonra karayosunları, ciğerotları (Hepatica) ve boynuzotlarını içeren “bryophyta”(bryofit, kelime anlamı olarak amfibi hayvanlar gibi hem karada hem de suda yaşayabilen canlı anlamına geliyor) türü, daha sonra kibritotları (Lcopsida), psilopsida ve atkuyruklarını (Sphenopsida) içeren “tracheophyta” ve son olarak eğreltiotlarının dahil olduğu “pteridophyta” ortaya çıkmıştır. Bu bitkilere ait fosil kayıtları Karbonifer dönemine (260 milyon yıl öncesi) dayanıyor. Milyonlarca yıl önce yeryüzünü kaplayan eğreltiotu ormanları yeryüzündeki taş kömürü rezervlerini oluşturmak üzere buzulların etkisiyle yeraltında kalmış. Fakat günümüzde yaklaşık 10.560 adet türü hala yeryüzünde yaşamaya devam ediyor. Eğreltiotlarından bir tanesi var ki 180 milyon yıldır formunu hiç değiştirmemiş (Osmunda claytonia). Suda yaşayan Marsilea ve Salvinia gibi su eğreltileri olduğu gibi, karada yaşayan Pteris, Adiantum, Pteridium ve Polypodium gibi kara eğreltileri de var. Ükemizde bugün eğreltiotlarının 47 farklı türü bulunuyor.

Eğreltiotları bildiğimiz pek çok bitki gibi tohumla değil yaprak iç yüzeyindeki spor keselerinde üretilen sporlarla çoğalan bitkilerdir. Çiçek ya da tohum oluşturmazlar. Hatta bu sebeple onlara “kriptogam” da deniyor. Bu sporlar da bazı kemirgen ve yarasa türlerinin yiyeceğidir. Kafanız karışmasın ama(!) günümüzde “Pteridophyta” geçerli bir takson değil çünkü eğrelti otu ve atkuyruklarının, kibritotları ve karayosunlarıyla aynı aile içinde yer alamayacağı çünkü ilk grubun genetik olarak günümüz tohumlu bitkilerine daha yakın olduğu saptanmış. Yine de bu terminoloji halen kullanılmaya devam ediyor. Aslında bu yazının konusu olan eğreltiotları günümüzde “Polipodiophyta” sınıfının üyeleri olarak kabul ediliyor ve yukarıda adı geçen tüm ailelerden daha kalabalık bir aileyi oluşturuyorlar (yaklaşık yukarıdaki tüm türlerin yüzde 90’ı). Genellikle orman altı toprağını koruyucu bir tabaka gibi kaplayan eğreltiotlarının birçok hayvana yuva ve yiyecek kaynağı olmasının yanı sıra topraktaki ağır metal kirliliği ve atmosferdeki kimyasal kirliliği de önlediği saptanmış. Eğreltiotları zaman zaman süs bitkisi olarak da kullanıldığı gibi, yiyecek ve ilaç hammaddesi ve yeşil gübre olarak da kullanılabiliyor. Fakat Japonya’da filizleri yendiği için muhtemelen görülen mide kanseri vakalarının başlıca sorumlusu kartal eğreltisi (Pteridium aquilinum), Japon tırmanıcı eğreltisi (Lygodium japonicum), ya da tropik sivrisinek eğreltisi (Azolla) gibi eğreltiotu türleri ise zararlı ot statüsü kazanmış.

Bahçecilikte kullanılan ve benim de saksıda yetiştirdiğim “aşk merdiveni eğreltisi” (Nephrolepis exaltata), “kuş yuvası eğreltisi” (Asplenium nidus) ve geyikboynuzu eğreltisi (Platycerium) oldukça popüler eğrelti türleridir. Bazı çiçekçilerde “Hava bitkisi” (air plant) olarak satılan, hiç toprak ve su istemeden yaşadığı iddia edilen ama aslında bitki olmayan şeye(!) de “hava eğreltisi” deniyormuş. Şey dedim çünkü bu aslında bir tür mercanın kurutulup yeşile boyanmış iskeletinden başka bir şey değilmiş... Tamamen tesadüfen bir şişe içinde filizlendiğinden beri bir terraryum bitkisi olarak kullanılan “erkek eğreltiotu” (Dryopteris filix-mas) 1829’da ilk defa Nathaniel Bagshaw Ward (terrrayumun mucidi) tarafından kullanılmış. Fakat o yıllarda onun adı terraryum değil “Ward muhafazası” imiş(!). Victoria döneminde oluşan botanik merakı Ward muhafazalarının da moda olmasını sağlamış.

Gelelim eğreltiotu ile ilgili inanışlara: Slav mitolojisinde eğreltiotlarının yılda sadece bir defa olmak üzere Ivan Kupala gecesi çiçek açtığına inanılıyormuş. Bu gecede bu ender çiçeği görebilenlerin ise ömür boyu mutlu ve zengin olacaklarına inanılıyormuş. Finlandiya halk inanışına göre ise eğreltiotunun tohumunu bulan kişiye ölülerin ruhları gizli hazinelerin yolunu gösterirmiş. Bu hazineler sadece eğreltiotu tohumunu taşıyan kişinin söyleyeceği büyülü sözcüklerle açılabilirmiş.

Eğreltiotu