Filkulağı

Filkulağı (Colocasia esculenta), yılanyastığıgiller (Aracaea) familyasından Malezya kökenli bir çok yıllık bitki. Bu kalabalık aile içinde kimler yok ki, antoryum, devetabanı, yelken çiçeği ve difenbahya en fazla karşımıza çıkanları sanırım.

Genellikle dayanıklı türler oldukları ve güzel görünümlü yapraklara sahip oldukları için hediye olarak verilen saksı çiçeklerinin başında da bunlar yer alıyor. Fakat cüsseleri ve renkleriyle çok daha gösterişli yakın akrabaları da var: Xanthosoma (maymunkulağı) ve özellikle de Caladium (melek kanadı, peygamber yüreği). Fakat filkulağını ya da bizdeki adıyla “gölevez”i (taro ve kolokas da deniyor) diğerlerinden ayıran en önemli özelliği yenebilmesi. Latince “esculenta” yenebilen anlamına gelmekteymiş.

Filkulağı, yarı gölge olan nemli toprakları sevdiği için ideal bir ağaç altı ve havuz başı süs bitkisi de olabilir. İrili ufaklı pek çok türü var ama devasa yapraklı türler de mevcut tıpkı Alocasia macrorrhiza, yani dev filkulağı gibi. Yağmura bahçenizde yakalanırsanız, altına sığınabileceğiniz büyüklükte yaprakları var desek abartmış olmayız. Siyaha yakın renkte yaprakları olan “Black Magic” (kara büyü) varyetesinin ise oldukça ilginç bir görünümü var, peyzajda karşıtlık oluşturmak için kullanılan bitkilerden.

Bitkiyi dışarıda yetiştirmek için sıcak bir iklim gerekiyor. Filkulağını çoğaltmak isterseniz tıpkı patates gibi yumrularıyla çoğaltıldığını belirtelim, fazla bir bakıma da ihtiyaç duymuyorlar, sularını eksik etmediğiniz sürece sorun yaşamazsınız. Eğer yumrularını yemeyi düşünüyorsanız Nisan ayında ekimi yapıldığında kış aylarında yaprakları sararana kadar hasadı yapılabiliyormuş.

Filkulağı dünyanın pek çok yerinde yetiştiriliyor ama en fazla üretim Afrika’da yapılmakta. En fazla taro üreten ilk 3 ülke Nijerya, Çin ve Kamerun’muş. Türkiye’de de Antalya ve Mersin’de yetiştiriliyormuş. Ben de bu turba benzettiğim fakat aslında patates gibi yenebilen ve “taro” adıyla satılan bu sebzeyi birkaç defa gördüm ama açıkçası şu yazıyı hazırlayana dek hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Meğer yaprakları vitamin ve mineral deposuymuş. Yumrularında ise yüksek miktarda nişasta ve lif bulunuyor fakat içerdiği oksalik ait nedeniyle pişirilmeden asla yenmemesi gerekiyor. Oksalik asit böbreklerde taş oluşumuna yol açıyormuş.

Ülkemizde taronun fasulye ve nohut gibi baklagillerle birlikte salçalı yemeği yapılıyor fakat eğer biraz araştırırsanız pek çok farklı yemeği var. Genellikle haşlama olarak tüketildiği, tereyağı ve sütle pişirildiğinde ise enfes olduğu söyleniyor. Bir daha bir yerlerde karşılaşırsak ben de kendilerine bir şans tanımayı düşünüyorum...

Filkulağının yeryüzünde kutsal kabul edildiği tek bir yer var: yeryüzündeki cennet yani Hawaii. Atalara saygı göstermeyi önemseyen bir topluluk olan Hawaii halkı filkulağına “kalo” diyor ve Hawaii mitolojisine göre “kalo” tüm insanlığın atası olarak gördükleri “Haloa” (yani bizdeki Adem baba)’yı simgeliyor. Öyle ki Hawaii sofra adabına göre masaya kalo yemeği konduktan sonra, tıpkı aile büyüğüne saygı gösterir gibi (!), sofradaki kimse sesini yükseltemez, başkasıyla tartışamaz, kaba sözler sarf edemezmiş. Bu bir toplumun medeniyet düzeyinin teknolojik gelişmişlik veya refah düzeyi ile ölçülemeyeceğine güzel bir örnek değil mi sizce de?...