Hindistan Cevizi

Hindistan cevizi palmiyesi (Cocos nucifera), palmiyegiller (Aracaceae) familyasından meyveleri yenebilen, kendi sınıfının (Cocos) tek üyesi olan bir palmiye türü. Anavatanının Hindistan-Endonezya bölgesindeki mercan atol ekosistemleri olduğu sanılıyor. Pasifik ve Atlantik okyanusu kıyılarında yaygın görülen iki farklı alt türü bulunan modern Hindistan cevizi palmiyesinin fosilleşmiş ilkel formlarına Kuzey Avustralya ve Endonezya’da rastlanmasıyla bu sonuca ulaşılmış.Günümüzde kültüre alınarak elde edilen 15 çeşidin tamamı ise Sri Lanka Hindistan Cevizi Araştırma Enstitüsü’nde koruma altında yetiştiriliyor.

Tropik ada manzaralarının vazgeçilmez dekoru olan Hindistan cevizi palmiyeleri 100 yıl kadar yaşayabilen ve 30 metreye kadar ulaşabilen ağaçlar. Uzun boylu olanlarının yanı sıra “cüce palmiye” olarak bilinen kısa boylu çeşitleri de elde edilmiştir. Hindistan cevizi palmiyesi yalnızca yıl boyu günlük sıcaklığın 22 derecenin altına düşmediği, yıllık yağış miktarının 1000 mm’den aşağı olmadığı yerlerde, direkt güneş ışığı ve yüksek nemin olduğu tropik iklim koşullarında yetişebiliyor. Bu koşullar sağlanmadığı takdirde uzun yaşayabilmesi ve yaşasa dahi meyva verebilmesi imkansız. Ilıman iklimlerde yetişen ona benzer birkaç palmiye türü de var (Syargus ve Beccariophoenix sınıfından palmiye çeşitleri) ama aslında bunlar Hindistan ceviziyle aynı sınıftan değiller.

Tahmin edilenin aksine Hindistan cevizi palmiyeleri kazık kök değil saçak kök sistemi oluşturuyor. Erkek ve daha iri olan dişi çiçekler yıl boyunca aynı ağaç üzerinde bulunuyor ve çapraz tozlaşmayla tohum üretiyorlar. İşte bu iri tohumlar ağacın meyvalarıdır. 6-10 yaşlarında meyve vermeye başlayan Hindistan cevizi, tam 60 yıl boyunca meyva vermeyi sürdürüyor. Yetişkin bir ağaç iyi bakıldığında yılda 75 tane meyva oluşturabiliyor ama doğal ortamında bu ortalama 30 adetle sınırlı kalıyor. Ağacın en verimli olduğu yaşlar ise 15-20 yaş dönemi. 1 ton yenebilen Hindistan cevizi elde etmek için aşağı yukarı 6 bin adet meyvayı, yani ortalama 100-150 adet ağacın 1 yıl boyunca vereceği tüm Hindistan cevizlerini toplamak gerekiyor. Olgun bir meyva yaklaşık 1,5 kilo ağırlığa ulaşabiliyor.

Hindistan cevizi meyvası dış kabuk, orta kabuk ve etli iç kısım olmak üzere üç katmandan oluşuyor fakat marketten satın aldığınız Hindistan cevizlerinde en dıştaki katman bulunmuyor. Meyva iyice olgunlaşmadan önce bol miktarda lezzetli özsuyu içeriyor ve bu zamanla içindeki beyaz etli kısma dönüşüyor. Bu özsuyundan “Palmiye şarabı” da elde ediliyor, ayrıca fermente edilerek sirke de...

Dünyada her yıl 60 bin ton Hindistan cevizi üretiliyor. 2014 rakamlarıyla Endonezya 19,1 milyon ton, Filipinler 14,7 ton ve Hindistan 11,1 ton Hindistan cevizi üreterek en fazla üretim yapan ilk 3 ülke haline gelmiş. Hindistan’da meyveleri insanlar toplarken, Tayland ve Malezya’da yaklaşık bu işi maymunlar üstleniyor. Bu ülkelerde “domuz kuyruklu makak” adı verilen bir maymun türü yüksek ağaçlardaki Hindistan cevizlerini toplamak üzere 400 yıldır eğitiliyor...

Hindistan cevizi toplayanlarla ilgili Filipinlerde anlatılan bir hikayeye geldi sıra: Yaşlı bir adam arabasına tepeleme Hindistan cevizi doldurduktan sonra yakınlardaki köyde satmak üzere yola koyulur. Yolda karşısına çıkan bir gence “Falanca köye giden yol ne kadar uzun sürer?” diye sorunca genç, adamın arabasına şöyle bir bakar ve cevap verir: “Eğer hızlı gidersen bir günde varırsın ama yavaş gidersen az sonra orada olursun”...

Adam gencin kendisiyle dalga geçtiğini düşünüp hızlı gitmeye karar verir ama yolculuğu boyunca arabadan düşen cevizleri toplamak zorunda kaldığından köye varana dek gerçekten de bir gün harcar...

Hindistan cevizi arabadan düşmekle kolay kolay kırılacak bir şey değildir çünkü kabuğu oldukça sert ve dayanıklıdır, içindeki meyveyi uzun süre korur. Hatta ağaçlardan düşen meyvalar okyanusta uzun yollar kat ederek başka kıyılarda filizlenirler. Bir şehir efsanesine göre tropik adalarda ağaçlardan düşen Hindistan cevizlerinin yol açtığı ölümler köpekbalıklarının yol açtığı ölümlerde çok daha fazlaymış...

İddiaya göre 1 Hindistan cevizi denizde tam 110 gün ve 4800 km. kat ettikten sonra filizlenebilmiştir. Fakat kıyıdan iç bölgelere kadar yaygınlaşmasında onu evlerine taşıyan insan ve maymunların parmağı olduğu da açıktır. Ağacın meyveleri, öz suyu, kabuğu, yaprakları, yani aklınıza gelebilecek her bölümü kullanılabiliyor.

Sanskritçe’deki anlamı “hayatın tüm ihtiyaçlarını karşılayan ağaç” olan bu değerli palmiye türünün Malezya dilindeki adı ise “binlerce işe yarayan ağaç”mış. Filipinliler ise ona daha kısa ve öz olarak “hayat ağacı” demekle yetinmişler.

Besin değeri, mineral içeriği (potasyum, sodyum, magnezyum ve kükürt) ve protein kalitesi yüksek olan hindistan cevizi meyvası aynı zamanda sağlıklı bir yağ içerir. Tatlılara, kurabiyelere ve keklere aromasını vermesi için baharat olarak da kullanılır. Yine de meyvaya özgü proteinin alerjik reaksiyona yol açma riski taşıdığından dikkatli olmakta fayda var. Bu lezzetli meyva mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi gelir, mide asidini yatıştırır ve kusma önleyici olarak da kullanılır. Yanı sıra yağı ve sütünün sabun ve kozmetik sektöründe kullanımı çok yaygındır. Kabuğu ve yaprakları dekoratif malzeme olarak kullanılabildiği gibi, ilk okyanus gezginlerinin yaptığı sallardaki kütükleri birbirine bağlamak için de kullanılmıştır.

Bilim insanları Hindistan cevizini kullanabilen tek canlı türünün insan ve maymunlar olmadığını da keşfetmiş(!). Bir ahtapot türü olan “Amphioctopus marginatus”, dünya üzerinde bir alet kullanabilen ilk ve tek omurgasız hayvan olarak Hindistan cevizi kabuklarından kendine yuva yapıyor ve saldırganlara karşı da bu kabukların içine saklanıyor...

İnsanlık tarihinde yazıya dökülen ilk Hindistan cevizi “1001 Gece Masalları”nda, gemici Sinbad’ın beşinci seyahatinde Hindistan cevizi ticareti yaptığı bölümde yer alıyormuş. Daha sonra Marco Polo 1280’de Sumatra’ya yaptığı ziyaretinde bu meyvanın adını Araplardan duyup notlarında ona “nux indica” adını vermiş. Bu Latince “Hindistan cevizi” demektir ve Araplar da kendi dillerinde ona böyle seslenmektedir. Türkçe’ye de buradan “Hindistan cevizi” olarak yerleşmiş olmalı. Ama daha önce hiç kimse, Portekizli denizci Macellan’ın dünyayı dolaştığı meşhur seyahatinde ona eşlik eden İtalyan akademisyen ve kaşif Antonio Pigafetta kadar etkilenmemiştir Hindistan cevizinden. Günlüğünde tropik adalardaki yerlilerin bu meyvayı ve ağacını nasıl kullandığını uzun uzun ayrıntılarıyla anlatmış Pigafetta...

“Cocos”, 16. yüzyıl İspanyolcası ve Portekizcesinde “kafatası” ya da “sırıtan surat” anlamına geliyormuş. Bunun nedeni Hindistan cevizi meyvasının üzerinde iki göz ve bir ağıza benzeyen üç girintinin bulunması ve onu ilk keşfeden Portekizli denizcilerin meyvayı Portekiz folklorunda geçen “coco” adında cadı veya hayalet benzeri bir yaratığın yüzüne benzetmeleriymiş. “Nucifera” ise Latince “ceviz veren” anlamına geliyor. Hindistan cevizleri ilk defa Avrupa’ya, Hindistan’a ilk defa deniz yoluyla ulaşan Portekizli denizci Vasco da Gama’nın gemisinin tayfaları tarafından getirilmiş...

Hindistan cevizi Hindistan’da kutsal bir meyva olarak Hindu törenlerinde tanrılara sunuluyor. Tanrılarının sunaklarında insan kafası kesmek yerine bu ağacın meyvelerini kırmak gibi bir gelenekleri varmış Hinduların, çok şükür(!). Evlilik törenlerinde de tanrıların rızasını almak adına bu ağacın çiçeklerini bulundururlarmış... Maldivlerin resmi ağacı olan Hindistan cevizini ülke parasından bayrağına kadar her yerde görmek mümkün...

Endonezya’daki bir yaradılış efsanesine göre tüm insanlığın annesi olacak bir kız çocuğu ağaçtan düşüp kırılan bir Hindistan cevizinin içinden çıkmış. Antonio Pigafetta’nın günlüğü gibi uzayıp giden bu yazıyı da bir Polinezya efsanesi ile noktalayalım: Sina adında bir köylü kız her gün yüzdüğü derede yavru bir yılan balığı bulup onunla oynarmış ve böylece balıkla aralarında bir arkadaşlık gelişmiş. Fakat kız büyüyüp de güzel bir genç kıza dönüşünce yılan balığı da balık olduğunu unutup kıza aşkı ilan edivermiş. Derken bu tuhaf ilgisi yüzünden Sina’yı bir gün öyle korkutmuş ki kız kaçıp bir başka köye sığınmış. Sina susayıp da gittiği köyün kuyusuna eğilip su içmeye kalktığında bir de bakmış ki yılan balığı kuyunun içinden kafasını kaldırmış ona bakıyor. Basmış çığlığı tabi. Köylüler yetişmiş, yılan balığını yakalayıp kafasını oracıkta kesivermişler. Kesilmiş kafa Sina’ya kendisinin aslında sihirli bir varlık olduğunu, son dileği olarak kesik kafasını toprağa gömerse ona güzel bir hediye vereceğini söylemiş. Sina da gönülsüz bir şekilde bu son dileği yerine getirmiş. Günler sonra işte tam da o noktada topraktan kocaman bir Hindistan cevizi palmiyesi çıkmış, yılan balığının yüzünü andıran ama susuzluğu gideren meyvalarını güzel Sina’ya sunmuş...