İncir

İncir (Ficus carica), dutgiller (Moraceae) familyasından yaprakları güzel kokulu, meyveleri çok lezzetli bir ağaç türü. Anavatanı Doğu Akdeniz ve Güneybatı Asya olan incir dünyanın pek çok ülkesinde yetiştirilebiliyor.

İncir (Ficus) ailesinin 800’e yakın türünden sadece biri olan “Ficus carica” ticari olarak yetiştirilen ve kültüre alınan pek çok çeşidi bulunan tek incir türü. Ülkemizde de en fazla Ege bölgesinde (Aydın ve çevresi) yetiştirilen incirin dünyadaki 1 numaralı üreticisi ve ihracatçısıyız. Ülkemizde yetişen incirin nerdeyse 5’te 4’ünü Akdeniz ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyaya ihraç ediyoruz. 2012 rakamlarıyla yılda 274,5 milyon ton incir üreten Türkiye’yi 171 milyon tonla Mısır ve 110 milyon tonla Cezayir izliyor...

İncirin bazı türleri kendi kendine tozlaşabilirken, bazıları ise meyve verip tohum oluşturabilmek için “mazı böceği” denen bir yaban arısı türünün (Blastophaga psenes) yardımına ihtiyaç duyuyor. İncirin oluşan meyve lobu içinde yer alan “gizli çiçeklerini” tozlaştırmak üzere incirin tepesinde bulunan minik bir delikten içeri girerek bu görevlerini yerine getiren mazı böceklerinin aslında tek amacı var: üreyebilmek. İncire adeta bu böceklerin aşkının meyvası desek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Hatta hemen bununla ilgili gerçek bir hikaye anlatayım size:

San Francisco’nun İzmir’le aynı enlemlerde olduğu için incir yetiştirmek için en ideal yer olacağını düşünen Kaliforniyalı girişimciler 1880 yılında İzmir’den getirdikleri incirleri burada yetiştirmeye başlamışlar. Fakat yetiştirdikleri incirlerden bir türlü mahsul almayı başaramayan üstün zekalı (!) Amerikalılar neredeyse 20 yıl sonra nerede hata yaptıklarını fark ederek tozlaşmayı sağlayan mazı böceklerini de Kaliforniya’ya getirmeyi akıl etmişler ve nihayet İzmir’deki gibi incirler elde etmeye başlamışlar. Hatta elde ettikleri bu incire de “California” ve “Smyrna”(yani İzmir)’nın bir birleşimi olarak “Calimyrna” adını vermişler...

Bu arada incirden meyva elde edebilmek için erkek ve dişi ağaçların bir arada yetiştirilmesi gerektiğini ekleyelim. Dişi ağaçlar, erkek ağaçlara göre daha bol ve lezzetli meyva verme niteliği gösteriyor. Yüzde 30-40 oranında şeker içeren incir meyvası, A, B ve C vitaminleri, lif ve mineral açısından zengin bir meyvadır. İncirin anti kanserojen olduğuna ilişkin araştırmalar ise devam ediyor. Yaş ya da kuru olarak tüketilebilen incirden tatlı, kek, reçel ve marmelat da yapılabiliyor. İncir meyve ağacı olmasının yanı sıra bir süs ağacı olarak da yetiştirilebilir.

Bulunduğu ortama gölge ve serinlik getiren incir güneşi çok seven bir ağaçtır. Bahçenizde gölgede kalmayacağı ama sert rüzgarlardan korunabileceği bir yerde mutlu olabilir. Kökleri derin ve yayılıcı gelişim gösterdiğinden binalara çok yakın dikilmemesi mantıklı olacaktır. Evlerinin temeline zarar vereceğinden ötürü incir ağacını kökünden kesen bir ailenin sadece bir yıl sonra ağacın yeniden filizlendiğine şahit olduklarını okudum bir yerde, o yüzden en mantıklısı inciri önceden ideal bir konum bulup oraya dikmek olabilir...

İncir sıcaklığa ve kuraklığa da son derece dayanıklıdır, toprak konusunda da fazla seçici değildir. 1700 metreye kadar kayalık arazilerde kendiliğinden yetiştiği de görülebilir. Hatta İran’ın Horasan eyaletinin dağlarında görülen bir dağ inciri türü -40 C soğuklara ve susuzluğa dayanabiliyormuş. Normal olarak incirlerin soğuk iklimlerde güney ya da batı duvarlara yakın dikilmesi öneriliyor. Eğer bol meyva vermesini istiyorsanız fazla uzamamasını sağlamanız gerekiyor. Evet, incir de budamaya elverişlidir, hatta bu nedenle bonsai olarak da kullanılabilir. Fakat onu budarken meyve verme dönemlerini iyi bilmeniz gerekiyor.

İncir sıcak ülkelerde yılda dört defaya kadar mahsul verebilirken, normal olarak bu genellikle yılda iki defa oluyor. İncir yılın ilk mahsulünü baharda önceki yılın sürgünü üzerinde verirken, daha sonra yaz sonu ve sonbahar gibi yılın ikinci mahsulünü o yılın sürgününde verir. Yılın ilk mahsulü ikincisi kadar kaliteli olmaz ama her iki mahsulünde kaliteli olduğu incir çeşitleri de vardır.

Yenilebilen incirler 3 grupta toplanıyormuş: kendini tozlaştırabilen ve yaygın yetiştirilen “dayanıklı incirler”, sadece mazı arısıyla tozlaşabilen “İzmir incirleri” ve son olarak, ilk ürünü tozlaşmadan verirken ikincisinde tozlaşma olmadan meyva veremeyen “geçiş incirleri”.

İnciri, baharda alınan yarı odun ve yaz ortasında alınan odun çelikleriyle, ayrıca Ağustos’ta toprak veya hava daldırması yöntemleriyle çoğaltabilirsiniz. Tohumdan yetiştirilmesi tavsiye edilmiyor...

Aslında incirle dostluğumuz neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Yerleşik hayata geçildikten sonra buğday, arpa ve nohut gibi tarımı yapılan ilk bitkilerdendir incir. Romalıların üzümden sonra en çok tükettiği meyvadır. 15. yüzyıldan itibaren kıta Avrupa’sında, 16. yüzyıldan itibaren ise İngiltere’de incir yetiştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde de Fransızların pek sevdiği bir meze olan “kaz ciğeri” elde etmek adına zavallı kazları şişmanlatmak için onlara bol bol incir yedirirlermiş. Hemen yeri gelmişken ben de bununla ilgili size günah çıkarayım.

Yıllar önce Fransız bir arkadaşımızın yemek davetinde bu hikayeyi öğrenmeden hemen önce kızarmış ekmekle leziz bir birliktelik oluşturduğunu düşünmüştüm kaz ciğerinin. Kazlar beni affetsin!...

İnsanlık tarihi boyunca incirin yapraklarının sütü siğilleri ve böcek sokmalarını, lapası ise açık yaraları iyileştirmek için kullanılmış. Normal olarak özsuyu alerji yapabilir ve ve olgunlaşmamış meyvaları yenildiğinde müshil etkisi gösterebilir. Hemoroidi olanların şifa bulmak için incir yapraklarının kaynatıldığı suya oturduklarını da ekleyelim, belki bu bilgi de dertli birilerine çare olur diyerek ...

İncirle ilgili inanış ve efsanelere geldi sıra: Sizin de çok iyi bildiğiniz o en eski hikayeye göre, yasak meyvayı yedikten sonra cennetten kovulan atalarımızın ilk giysileri de bu ağacın yapraklarıydı. Bu nedenle incirin de hurma ve nar gibi, cennette bulunan meyvelerden olduğuna inanılır...

Yaşlılık ve ölüm gibi kendisinden saklanan bazı gerçekleri öğrendikten sonra sarayını terk edip, sonsuz bilgeliğe ulaşmak için kendini yollara vuran prens Sidhartha Gautama, yani Buddha da Nirvana’ya “kutsal incir ağacı”nın altında otururken ulaşır...

Yunan mitolojisinde incirle ilgili anlatılan bir öyküye göre; tanrı Apollon kargayı kendisine dereden su getirmesi için görevlendirir. Derenin kıyısında üzeri meyva dolu bir incir ağacına rastlayan karga, incirin meyvalarının olgunlaşmasını beklerken görevini unutur. Fakat nihayet aklı başına geldiğinde Apollon’un kendisine çok kızacağını bildiğinden, ağzına dereden kaptığı bir su yılanı ve pençelerine de bir kadeh su alıp tanrının huzuruna çıkar. Eve geç dönüp de o saate kadar neler yaptığı bir muamma olan kocaların ellerinde bir demet solmuş çiçekle meraktan çılgına dönmüş eşlerinin gözüne girme (ya da gözünü boyama mı desek) çabaları gibi nafiledir karganın bu çabası da. Apollon o öfkeyle attığı bir tokatla üçünü de göğe savurur. Gökyüzündeki Suyılanı, Kupa ve Karga takımyıldızları da işte böylece oluşur...

İncir, Roma döneminden itibaren zayıflığı ve kadınsılığı vurgulayan bir hayli cinsiyetçi bir sembole dönüşür. Antik Yunan döneminde erdemli bir varlık olarak görülen kadın, incirin “ortalıklarda görünmeyen çiçeği” gibi görmezden gelinmeye, hakir görülmeye başlanır. İncir çiçeğinin görünmez oluşu bir Bengal deyişinde de yer bulmuş: “İncir çekirdeği gibi görünmez olmak”. Yani varlığı da yokluğu da bir olanlar için kullanılırmış...

Hintli bir şair bir dizesinde “zararsız görünür incir, sen açıp da içini görene kadar” demiş (burada sözünü ettiği şeyler yaban arıları olabilir) ve bu dizenin anlamı ise “dış görünüşün aldatıcı olması”ymış. İngilizler de umursamadıkları meselelere “I don’t care a fig” (İncir kadar bile önemsemem!) demişler.

İncir, bizim de atasözü ve deyimlerimize konuk olmuştur. Bizim “incir çekirdeğini doldurmayacak” kadar önemsiz meselelerimiz de olabilir, “ocağımıza incir ağacı dikecek” kadar önemli meselelerimiz de. “İncir ağacından düşen iflah olmaz” deyimi ise, ağacın sanıldığı gibi tekinsiz olduğundan değil ama kırılgan dalları nedeniyle tırmanmaya elverişli bir ağaç olmadığını ifade eder belki de... İncir yemeye de anlatmaya da doyulmuyor belli ki ama bari tadında bırakalım.