Işgın

Ravent (Rheum rhabarbarum), kuzukulağıgiller (Polygonaceae) familyasından çok yıllık otsu çiçekli bir bitki. Akrabası olan Işgın (Rheum Ribes) ülkemizde daha fazla tanınıyor, ravent ise pek bilinmiyor.

Raventin ışgından farkı ise etli yaprak sapının pişirilerek yenebilmesidir, oysa ışgın çiğ olarak tüketilir. Raventin yaprakları zehirli ama yaprak sapı hem gıda hem de ilaç olarak kullanılabiliyor. Bitki insanlar tarafından daha sağlıklı şekilde tüketilmesi için kültüre alınmış.

Ravent, özellikle Avrupa mutfağında tatlılarda (özellikle çilekli “rhubarb pie” adı verilen özel bir turtanın yapımında), kek ve pastalarda kullanılıyor. Ravent, bir meyva olmadığı halde reçel, komposto ve hatta meyva şarabı yapımında bile kullanılabiliyor. Bu nedenle yıl boyunca Avrupa’da sıcak seralarda da yetiştiriliyor fakat doğal hasat dönemi Nisan ve Mayıs ayları. Bununla birlikte sıcak seralarda üretilen raventin saplarının dışarıda yetiştirilenlere göre daha kırmızı ve tatlı olduğu söyleniyor. Hatta ilginç bir bilgi olarak, iki yıl boyunca dışarıda yetiştirilen ravent daha sonra Kasım’da ilk donlardan önce kapalı ortama alınıyor, hasat dönemine kadar karanlıkta yetiştirilen bitkinin fotosentez yaparak tadınının bozulmaması için yılın ilk ravent hasadı ise “mum ışığında” yapılıyormuş. Pek romantik bir hasat oluyordur öyle değil mi?...

Kışın taze ravent bulamayan kuzey Avrupa ve Rusya için bitkinin ülkemizde de üretimi yapılabilir aslında çünkü ravent bol güneş alan topraklarda daha hızlı büyüyor. Aşırı soğuklarda yetişen ravent ise bünyesinde daha önce semizotunu (Portulaca oleracea) anlatırken bahsettiğim “oksalik asit” biriktiriyor ve zehirli bir bitkiye dönüşüyor.

Ravent ilaç olarak ise 5000 yıldır geleneksel Çin ve Arap tıbbında müshil etkisi yüzünden kullanılıyor. Hatta bitkinin 14. yüzyıldaki adı, İpek yolu üzerinden Halep ve İzmir limanlarından Avrupa’ya ulaştırıldığından “Türk ravendi” imiş. Daha sonra ticaret yolu Rusya’ya kayınca bitkinin ismi de haliyle “Rus ravendi”ne dönüşmüş. Bu uzun ve zahmetli yolculuğun masrafları ravent fiyatlarına da yansıyormuş, öyle ki 17. yüzyılda tarçın, haşhaş ve safranın birkaç katı fiyata satılıyormuş. Marco Polo işte bu nedenle bitkinin doğal olarak yetiştirildiği bölgeyi aramaya çıkmış ünlü seyahatlerinde ve nihayet de bulmuş. Ravent o zamanlar Tibet’in dağlarında yetiştirilmekteymiş. Raventin Avrupalı göçmenler sayesinde Amerika’ya ulaşması ise 19. yüzyılın başlarına denk geliyor...

Bitkinin köklerinin şeker düşürücü bir kimyasal içeriğinin yanı sıra bitkinin geneli vitamin ve mineral açısından zengindir. Bu kökler, ceviz ağaçlarının yetişemediği soğuk ülkelerde kahverengi boya elde etmek için de kullanılıyormuş. Raventin anti-kanserojen olduğu ve kanserli kan hücrelerini temizlediği de fare deneyleriyle tespit edilmiş. Bitkide ayrıca kalp hastalıkları riskini azaltan likopen de bulunuyor...

Bu yazıyı da bir Çin efsanesiyle bitirelim: Çin mitolojisine göre insanlığa tarımını öğreten kişi, “kutsal çiftçi” Shennong babadır. Shennong baba, Çinlilere çapalamayı, tarım aletleri yapmayı, takvimi, şifacılığı ve daha pek çok şeyi öğretir. İnsanlara öğrettiği pek çok şifalı bitkiden sadece biridir ravent. İnanışa göre Shennong baba tüm bitkileri tek tek kendi üzerinde deneyerek ne işe yaradıklarını öğrenirmiş, hiç zehirlenmezmiş bunu yaparken çünkü panzehir olarak kullandığı özel bir çayı varmış. Fakat günlerden bir gün “sarı otlu” zehirli bir bitkiyi yediğinde özel çayını içmeye vakit bulamadan ölüvermiş...

İnsanlık tarihi boyunca tarımı ve bitkilerin ne işe yaradığını öğrenmek için Shennong baba gibi kaç insan feda etmiştir kendini kim bilir. Çinliler her yıl 26 Nisan’da Shennong babanın doğumgününü kutlarken aslında bu fedakar insanları anmaktadır. Onlar olmasaydı bizler bugün hayatta olmayacaktık. Yani diyebiliriz ki Shennong baba aslında ölümsüzlüğün sırrını bularak ayrılmış bu dünyadan...