Karakavak

Karakavak (Populus nigra), söğütgiller (Salicaceae) familyasının bir alt kolu olan kavak cinsine ait bir ağaç. Anavatanı Avrupa, Orta ve Güneybatı Asya olan karakavağın bilinen 3 veya 4 alt türü var. Ülkemizde de İç Anadolu ve Batı Anadolu bölgelerinde doğal olarak yetiştiği dere ve ırmak kıyılarında ve çit ağacı olarak kullanıldığı kırsal alanlarda görülüyor. Dere yataklarının kurutulmasıyla tehlikeye giren ağaç türlerinden biri de ne yazık ki karakavak. Karakavağı soluk gri gövdesinden, dişli ve sivri uçlu yapraklarından, kırmızı ve yapışkan tomurcuklarından tanıyabilirsiniz. Bu yapışkan tomurcuklardan elde edilen bir kremin deri iltihaplanmalarını ve hemoroidi iyileştirdiği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış. Karakavak 30-50 yılda ideal boyutlarına ulaşan ve 100-150 yıl kadar yaşayabilen bir ağaç.

Nemli topraklarda yetişmeyi seven karaağacın topraktaki ağır metalleri temizleme özelliğinden ötürü ekolojik bir önemi de var. Odunu çok sağlam olmadığından palet, meyva kasası, kibrit ve sıkıştırılmış odun yapımında veya oymacılıkta kullanılıyor. Genellikle 20-30 metre boyuna ulaşıyor ve 1.5-2 metrelik bir çap oluşturuyor fakat güçlü rüzgarlara dayanıklı bir ağaç değil kendisi. Erkek ve dişi çiçekleri ise ayrı ağaçlarda bulunuyor. Orijinal karakavakların dağınık ve geniş yumurta biçimli bir taç oluşturduğu görülse de “italica” alt türünün taç görünümü bizim alışık olduğumuz sütun biçimine sahip. Nisan ayında tırtıla benzeyen çiçeklerini oluşturan karakavak Haziran’da pamuksu tohumlarını saçmaya başlıyor. Bu pamuksu materyal Kuzey Amerika’da yastık içi ve yalıtım malzemesi olarak kullanıldığından karakavağa orada “pamuk ağacı” demişler. Tohumlarının haricinde kök sürgünlerinden de yetiştirilebiliyor.

Karakavağın mitolojik öyküsü ise şöyle: Güneş tanrısının afacan oğlu Phaeton (evet bu karakter bildiğiniz Fayton’un da isim babası) , günlerden bir gün babası Helios’un her gün güneşin gökyüzünde bir uçtan doğup öteki uçtan batmasını sağlayan güneş arabasını kaçırır. Bu babadan gizli araba kaçırma işi günümüzde de duymaya pek alışık olduğumuz bir hikayedir ki genellikle bu hikayelerin sonu iyi bitmez, bilirsiniz. Phaeton babasının atlarını gerektiği gibi kontrol etmeyi beceremeyince güneş gökyüzünde bir futbol topu gibi bir o yana, bir bu yana savrulup durunca tanrılar tanrısı Zeus öfkeden küplere biner. Meşhur yıldırımlarından birini fırlatarak arabayı durdurur lakin yıldırım Phaeton’a da isabet etmiştir. Phaeton gökyüzünden Eridanos ırmağına düşüp ölür. Phaeton’un güzeller güzeli kız kardeşleri olan Heliad’lar (Heliades) erkek kardeşlerinin ölümüne öyle üzülürler ki ırmağın kıyısında üzüntüden beti benzi solan bu kızcağızlar karakavağa, gözyaşları ise amber taşına dönüşür. Söylendiğine göre Eridanos, amber taşının bol bulunduğu bir kuzey Avrupa ırmağı olabilirmiş.Öte yandan Atina metrosunun kazı çalışmaları sırasında adı Eridanos olan çok eski kurumuş bir ırmak yatağı da bulunmuş. İşte efsanelerin gerçeklere karıştığı bir öykü daha bitti...

Bu yazıyı yazarken dedemin çit ağacı olarak diktiği, benim de yazları aralarına salıncak kurup gölgesinde çocukluk arkadaşlarım olan “Milliyet kardeş” dergilerini okuduğum ama bugün çoktan oduna dönüşmüş olan karakavakları anımsadım. Belki sizler de Sivas’ta bir kavak ağacı gibi yakılmak istenen merhum şair Metin Altıok’un kavakları andığı o hüzünlü mısralarını hatırlamışsınızdır, kim bilir...