Kargabüken

Kargabüken (Strychnos nux-vomica), anavatanı güney Asya olan oldukça zehirli orta boylu bir ağaç türü. Oval yaprakları ve güney yarımkürede yaz döneminde yeşilimsi beyaz çiçekler açan ağaç sadece sıcak iklimlerde yetişiyor. Ona “zehirli fındık” ya da “yılan odunu” da deniyor. Zehirli bitkilerden epeydir uzak kalmıştık ya, işte tam da bu açığı kapatacak ölçüde zehirli bir ağaç kargabüken.

Ağacın portakala benzeyen turuncu meyvalarının içindeki çekirdeklerden elde edilen “striknin” ve ağacın kabuğundan elde edilen “brusin” ölümcül zehirlerdir. Ölümcül dozu 30 miligram olan bu zehir kurbana korkunç bir ölüm vaat eder. Sadece yutmak değil, solumak veya dokunmak bile zehirlenmeye yol açabilir. Ölümcül olmayan dozlarda öncelikli olarak erkeklerde kısırlığın, genel olarak kanser ve kalp hastalıklarının bitkisel tedavisinde kullanıldığı görülse de güvenli ya da etkili bir ilaç olmadığı söylenmektedir. Bu zehir Victoria dönemi’nden itibaren özellikle fare, köstebek ve sokak hayvanları gibi canlıları öldürmek üzere kullanılmış, sonra bir de miras olarak yüklü bir servet bırakacak kadar zengin olan kocaları da (!)...

Venedikli kadınlar bu ağacın tohumlarından elde edilen beyaz toza “miras tozu” adını vermişler, bunu kullanarak mirasına konacakları akrabalarını, ebeveynlerini ve eşlerini zehirleyen kadınlar öylesine çokmuş ki...

Bu zehirleme vakalarının en ünlülerinden biri 1934’te yaşanmış. Hikaye aslında tam bir Brezilya dizisi gibi ama maalesef ki gerçek. 14 yaşında hamile kalıp doğurduğu bebeği kendi ailesi tarafından sanki kız kardeşiymiş gibi büyütülen Ethel Major sonunda yaşlı bir savaş gazisiyle evlendirilir fakat bir türlü mutlu olamaz. Zaten mutsuz evliliği kocasının kız kardeşi hakkındaki gerçeği öğrenmesiyle daha da çekilmez bir hal alır. Gerçeği karısının ağzından bir türlü alamayan adam Ethel’in bütün huzurunu kaçırır, artık kadın için iki seçenek vardır: “ya ölecek, ya da öldürecek”tir. Ethel, kocasına akşam yemeğini hazırlar ve içine de biraz “miras tozu” ekleyiverir. Adam uzun zamandır eşinin kendisini zehirleyeceğinden şüphelenmektedir ama o akşam muhtemelen bunları düşünemeyecek kadar aç bir halde dönmüştür. Arthur son yemeğinin tadını bile çıkaramadan titremeye, kasılmaya ve ağzından köpükler saçmaya başlar, sonunda da masaya yığılıp kalır. Ertesi gün apar topar gömülen kocasının epilepsi nöbeti geçirerek öldüğü düşünülürken Ethel de paçayı kurtardığını düşünmektedir... Tabi eğer kocasının tabağında kalan artıkları komşunun köpeğine vermemiş olsaydı(!) Köpeğin ölüsünde striknin maddesine rastlanınca ölen kocanın cesedi de mezarından çıkarılıp incelenir ve özgürlük hayalleri kuran Ethel de önce parmaklıkların arkasına, oradan da darağacına yollanır...