Kauçuk

Kauçuk (Ficus elastica), dutgiller (Moraceae) familyasından oval biçimli, geniş ve parlak yeşil yaprakları olan çalı ve ağaç formunda olabilen tropik bir süs bitkisi. Anavatanı Asya’nın güneyi olan kauçuk ağacının özsuyundan lateks elde ediliyor fakat artık günümüzde ticari anlamda lateks üretimi için tercih edilen ağaç bu kauçuk değil. “Hevea brasiliensis” de kauçuk olarak biliniyor ama hepimizin bildiği kauçukla akraba bile değiller.

Kauçuk, incir ağacının (Ficus carica) da içinde bulunduğu bir aileden geliyor ve tıpkı incir gibi tozlaşma sağlayabilmesi için kendine özgü bir tür mazı böceğine ihtiyaç duyuyor. Mazı böceklerinin tozlaşmayı nasıl gerçekleştirdiğini merak edenler incir ağacını anlattığım yazıma göz atabilirler. Dolayısıyla kauçuk başka böcekleri kendine çekmek için dikkat çekici çiçeklere sahip olmaya gerek duymuyor, etrafta tozlaşmayı sağlayacak mazı böcekleri varsa da sarımsı yeşil küçük meyvalarıyla tohumunu oluştuyor. Bu meyvaların yenebileceği ama hiç lezzetli olmadığı söyleniyor. Fakat ağacın lateks elde edilen özsuyu zehirli ve deride tahrişe neden olabiliyor.

Evinizde bir kauçuğunuz varsa ya da almayı düşünürseniz, onu aydınlık bir köşeye alarak mutlu edebilirsiniz. Kauçuk güneşi sever ama kuraklığa dayanamaz, o nedenle düzenli sulamanız gerekiyor. Yaprakları birbirinden farklı pek çok kültür çeşidi de var, yani seçenek bol. Kauçuğu saksı bitkisi olarak görmeye alıştıysanız Akdeniz iklimindeki bahçelerde nasıl da bir ağaca dönüştüğünü görerek şaşırabilirsiniz.

Sanırım kauçuğun ağaç formunu ilk defa Antalya’da bir otelin bahçesinde görmüştüm ama o kadar da şaşırmamıştım. Çünkü büyükannemin evinde kocaman bir saksıda neredeyse ağaç halini almış bir kauçuğu vardı. Fakat yine de Antalya’da gördüğüm kauçuk ağacıyla saksıdaki bitki kıyaslanamazdı. En fazla 30 - 40 metre kadar uzayabildiği söylenen kauçuğun benim gördüğüm örneği belki sadece 10-12 metre kadar olduğu halde bahçede güzel bir gölge ağacı vazifesi görebiliyordu.

Kauçuk hava kökleri ve toprak üzerinde yayılıcı kökleriyle de toprağa sımsıkı sarılan bir ağaç. Hatta bu özelliği nedeniyle kauçuk ağaçlarının bol bulunduğu Hindistan’da kauçuk köklerine tıpkı dev bir bonsai yaparmış gibi şekil veren ve böylece ırmaklar üzerine “ağaçtan yapılmış canlı köprüler” inşa eden bir köylüyü anlatan bir video izlemiştim. Meğer bu işi yapan başkaları da varmış Hindistan’da ve hatta bu babadan oğula geçen bir tür sanatmış. Ağaçların insanlardan çok daha uzun yaşadığı varsayıldığında böyle olması da mantıklı. Bu insanlar köprü yapmak için ağaçları kesip doğramıyor, ırmağın iki yakasında bulunan ağaçların köklerini birbirine sarılacak şekilde sadece yönlendiriyorlar. Bu yaşayan köprüleri kullanan yüzme bilmeyen kim bilir kaç insanın ırmakta boğulmaktan kurtulduğunu bir düşünün. Şimdi bu köyde yaşayan, okuma yazması bile olmayan insan mı zekice davranıyor yoksa köprü ve havaalanı inşa etmek için koskoca ormanları çöle çevirenler mi? Bu iki insandan hangisi daha vicdanlı, medeni ve bilgece davranıyor?... Bu yazıyı da işte bu soruyla noktalamak istedim.