Kızılağaç

Kızılağaç (Alnus), huşgiller (Betulaceae) ailesinden, nehir kenarları ve bataklık gibi sulak arazilerde yetişen, 35 kadar alt türü bulunan bir ağaç türü. Ağacın Latince’deki adı “kırmızı” ya da “kızıl” anlamına gelen eski İngilizce’deki “el” sözcüğünden türetilmiş. Bu bizdeki “al” sözcüğüne ne kadar benziyor öyle değil mi? Kızılağaçların sulak arazilerde yetişmesi nedeniyle odunu da suda kolay kolay çürümüyor, hatta bu nedenle iskele ve köprü ayakları kızılağacın odunundan yapılıyor. Hatta Venedik’e yolunuz düşerse, oradaki iskele kazıklarının neredeyse tamamının kızılağaç odunundan yapıldığını görebilirsiniz...

Katıldığım orman gezilerinden birinde bitkilere çok meraklı olduğumu gören bir çift bana kızılağacı sorduklarında onlara “bilmiyorum” demiştim çünkü gerçekten de henüz bu ağacı tanımıyordum. Bilmediğim ya da emin olmadığım bir konuda insanları yanlış bilgilendirmeyi sevmediğimi Bitki Günlüğüm’ü sadece facebook sayfası olduğu o ilk günlerden beri takip edenler iyi bilirler, hata yaptığımı fark ettiğimde bunu mutlaka düzeltir ve insanları doğru bilgilendirmeye özen gösteririm. İşte o gezide bitki bilgimi haliyle yetersiz bulan bir başka katılımcı benim bu eksiğimi kapatmaya çalışarak “O mu, fındık ağacı yahu onu mu bilemediniz!”, demişti yanlış bir teşhis koyarak(!). Bu zat-ı muhteremin yanlış teşhis koyduğunu çektiğim fotoğrafları daha sonra elimdeki kitaplarda bulunan fotoğraflarla kıyasarken keşfettim. Evet, fındık da kızılağaç gibi huşgiller familyasından bir ağaç ve kenarları dişli oval yaprakları ve tırtıl şeklindeki erkek çiçekleri az çok kızılağacınkilere benziyor ama onun tohumlarını içeren minik kozalakları andıran dişi çiçekleri yok (!).

Kızılağacın dişi çiçekleri daha çok rüzgarla tozlaşıyor (anemofil). Bu minik yeşil kozalak benzeri tohum keseleri sonbaharda kuruyarak toprağa düşüyor ve rüzgarla taşınıyor. Kızılağacın en uzun boylu (30 metre) alt türleri Avrupa genelinde yaygın görülen “A. rubra” ve “A. glutinosa”dır. Öte yandan çalı formundaki “A. viridis” yani yeşil kızılağacın boyu 5 metreyi bulmuyor. Kızılağaç orman ekosistemi için önemli ağaçlardan biridir çünkü köklerinde işbirliği halinde olduğu bakteriler aracılığıyşa azot ve humus üretirler. Kolay tutuşmadıkları için ormancılıkta yangına karşı önlem olarak kullanıldıkları görülür. Kızılağacın kimi türlerinin odunu, kahve, somon ya da deniz mahsülleri gibi ürünleri tütsülemek için de kullanılıyor. Ağacın kabuğunun salisilik asit içermesi dolayısıyla Amerikan yerlileri tarafından zehirli meşenin yol açtığı tahriş, böcek ısırıkları ve alerjileri tedavi etmek için kullanıldığı biliniyor. Aynı zamanda bu kabuktan bir tür tütün elde edildiğinden size daha önce ayıüzümünü anlatırken bahsetmiştim. Kızılağaç odunu mobilyacılıkta kullanıldığı gibi müzik aletleri yapımında da tercih edilen bir malzeme. Hatta Ünlü Fender marka gitarların yapımında da kızılağaç kullanılıyor. Ağacın kabuğunun dış kısmından kırmızı, iç kısmından ise sarı renkli doğal pigmentler elde edilebiliyor.

Gelelim kızılağaçla ilgili inanışlara: Avrupa’nın pagan halkları kızılağacın insanları kötü perilerden koruduğuna inanırlarmış. Bataklıklarda ya da nehir kıyılarında yetiştiği için de kızılağacın su perileri tarafından korunduğuna inandıklarından eski İrlandalılar su perilerinin hışmına uğramamak için bu ağacı kesmekten kaçınırlarmış. Ağacı kestikleri takdirde perilerin evlerini yakacağından korkan İrlandalı köylülerin muhtemelen kesilmiş ağacın neredeyse kana benzeyen koyu turuncu reçinesinden korktukları için böyle bir inanış geliştirdiği düşünülüyor. Avusturya’daki bir inanışa göre kızılağaç odunu ölüleri diriltebilirmiş. Kızılağaç aynı zamanda cesaretin ve olgunlaşmanın, ölüm ve yeniden doğuşun simgesi olarak kabul ediliyormuş.