Kuşburnu

Kuşburnu (Rosa canina), gülgiller familyasından gövdesi ve dalları bol dikenli bir çalı türü. Anavatanı Avrupa, kuzey batı Afrika ve batı Asya olan kuşburnunun Latince adı “Köpek gülü” anlamına geliyor. 18. ve 19. yüzyıllarda kuşburnunun kökü kuduza karşı ilaç olarak kullanıldığından kendisine bu ad verilmiş olabilir. Ben de orman gezilerimde sıkça rastlıyorum kuşburnuna.

Destek bulabildiğinde dikenleri sayesinde tırmanıcı da olabilen kuşburnu ortalama 5 metre yüksekliğe erişebiliyor. O nedenle de çit bitkisi olarak da kullanılıyor. Dikensiz olan kültüre alınmış tek bir alt türü var: Rosa canina assisiensis.

Bir ek bilgi olarak kuşburnu Yeni Zellanda’ya getirildikten sonra istilacı bir bitki haline gelmiş ama henüz alınan bir önlem yokmuş bu konuda. Kuşburnu dediğimiz aslında “yabani gül” olduğundan kültüre alınmış güllerin aşıyla üretiminde anaç olarak da kullanılabiliyor. Kenarları dişli oval yaprakları ve pembe veya beyaz renkli taç yaprakları olan kuşburnunun çiçeği Romanya’nın da ulusal sembolüdür. Hatta ortaçağ Avrupası’nda kuşburnunun çiçeği sıklıkla arma olarak kullanılmış.

Yaz boyunca açan güzel çiçekleri meyvalarının oluşmasıyla dökülür. Sonbaharda olgunlaşan, C vitamini açısından zengin ve güçlü bir antioksidan olan kırmızı meyvalarından çay, şurup ve marmelat yapılıyor. Ayrıca Bulgaristan’da şarabı da yapılmaktaymış. Kuşburnu çayı özellikle gribal enfeksiyonlara, böbrek ve idrar yolu hastalıklarına iyi geliyor. Dünyadaki en yaşlı gül bitkisinin Almanya’da Hildesheim katedralinin duvarını kaplayan ve “1000 yaşındaki gül” adı verilen kuşburnu bitkisi olduğu sanılıyor. Bu yaşlı bitki katedralin duvarını boydan boya sararak 10 metrelik kendi türü için rekor sayılabilecek bir boya ulaşmayı başarmış. Bilim adamları onun 100 yaşında olmasa da en azından 700 yıllık olduğunda hemfikirler.

Frankların kralı Dindar Louis (ya da Ludwig) ava giderken dua etmek için yanına aldığı kutsal emanetlerin olduğu bir kutuyu bir kuşburnu dalına asar ve orada da unutur. Kutunun kaybolduğu anlaşıldığında askerlerini gönderip onu almalarını emreder fakat kuşburnu kutuyu vermek istemez (!)... Nasıl mı? Kuşburnunun dikenli dalları kutuyu öyle bir sarmış ki askerler ne yaparlarsa yapsınlar ona ulaşamamışlar. Bu durumda mutlaka bir keramet olduğuna inanan kral ise bu bitkinin olduğu yere bir katedral yaptırmayı uygun bulmuş böylece. İşte bu bitkinin hikayesi de böyle...

Üstelik katedral 2. Dünya Savaşı’nda tamamen yıkıldığında bu bitki de fazlasıyla zarar görmüş bundan ama kalan köklerinden yeniden yaşama tutunmuş. Şu durumda kuşburnunun gülgiller içindeki en dayanıklı tür olduğunu söylemeye gerek var mı? Bahçe gülleri birkaç yüzyıl yaşayabiliyorken en kısa ömre sahip gül türü ise “Çay Gülü” olarak bilinen, Rosa chinensis ve Rosa gigantea hibridi olan bir türmüş. Eğer bahçenizde çit bitkisi olarak kullanmayı düşünürseniz, kuşburnunun son sürgününde çiçeklerini oluşturan bir bitki olduğunu ve gelişmesini sağlamak için de 4-5 yılda bir gençleştirme budanmasına ihtiyacı bulunduğunu söyleyerek bitirelim.