Kuşkonmaz

Kuşkonmaz (Asparagus), kuşkonmazgiller (Asparagaceae) familyasını oluşturan ve 300 kadar türü bulunan yumrulu bitki ailesi. Kuşkonmazı doğal ortamında orman altı bitki örtüsünde ya da dere kıyılarında görebilirsiniz.

İlkbahar sonuna doğru sarı ya da beyaz çiçekler açan kuşkonmaz, yaz sonuna doğru kırmızı ya da siyah renkli meyvelerini oluşturuyor. Kuşkonmaz türlerin birçoğu Afrika kökenli, her dem yeşil ve çok yıllık olan bitkilerden oluşuyor. İçlerinde dikenli olan tırmanıcı türleri de var, dikensiz türleri de. Fakat dikenli türleri daha çok Akdeniz havzası gibi sıcak ve kurak olan bölgelerde görülüyor. Bitkinin bazı türleri Avustralya ve Yeni Zellanda’da istilacı ot statüsünde bulunuyor.

Bitkinin erkek ve dişi bireyleri var, tohum oluşturabilmesi için her iki türünün de yetiştirilmesi şart. En fazla yetiştirilen “Asparagus officinalis”, yani sürgünleri yenebilen kuşkonmaz türü. Tül kuşkonmazı adı verilen, “Asparagus setaceaus” türü ise zarif görünümü nedeniyle çiçekçilerin buket hazırlarken kullandığı görür görmez tanıyacağınız bir bitki. En sık saksı süs bitkisi olarak yetiştirilen türleri ise; tüysü yaprakları olan “Asparagus plumosus”, sık yapraklı tilki kuyruğu eğreltisi de denilen “Asparagus aethiopicus” ve ağaç eğrelti adıyla da bilinen “Asparagus virgatus”. İsimlerinde eğrelti adının geçtiğine bakmayın, gerçek eğreltiler (Pteridophyta) türleri ile akraba bile değiller.

Kuşkonmaz antik Yunan ve Roma imparatorluğu döneminden beri yani yaklaşık 2500 yıldır hem değerli bir sebze, hem de bir süs bitkisi olarak yetiştiriliyor. Romalılar onu Avrupa’nın en ücra noktalarına kadar taşımışlar. Amerika’ya göç eden ilk İngiliz koloniciler yanlarına kuşkonmaz tohumlarını da almayı unutmamış, böylece kuşkonmaz Amerika’da da yayılmış.

Kral 14. Louis’nin “sebzelerin kralı” adını verdiği ve sofrasından eksik etmediği bu bitkiyi günümüzde dünyada en fazla Fransa, İtalya, Çin ve ABD yetiştiriyor. Kuşkonmaz A, B1,B2 ve C vitaminleri haricinde protein, lif ve mineral içeriğiyle besleyici bir sebze. Genellikle çorbası ve salatası yapılıyor. Özellikle bağırsak, böbrek ve karaciğer sağlığını koruduğu söylenen kuşkonmaz sarılık, sistit, yüksek tansiyon ve hatta kanser tedavilerinde kullanılan bir doğal ilaç. Bitkinin içerdiği “asparagusik asit” nematod öldürücü olduğundan, şistomiyaz (salyangoz humması) gibi toprakta ve suda yaşayan asalakların neden olduğu hastalıkların bitkisel tedavisinde kullanılıyor. Bu hastalık suda yaşayan salyangoz türlerinden insanlara, genellikle fakir ülkelerde durgun sularda oynayan küçük çocuklara bulaşıyormuş, ayrıca sulak alan tarımı yapan çiftçiler ve tatlı su balıkçılığı yapan balıkçılarda da görülebiliyormuş. Kuşkonmazın aslında yenmeyen tohumları da zorda kalındığında antibiyotik vazifesi görebiliyormuş...

Bir de ayrıca kuşkonmazın etkili bir afrodizyak olduğuna inananlar da var. Viktorya Dönemi’nde bitkinin sürgünleri biçim olarak “cinsel çağrışım” yarattığından sadece kızların gittiği okullara girmesi yasaklanmış. Kuşkonmaz bu dönemin zamparalarının da bol bol yediği bir sebzeymiş fakat kuşkonmaz, yiyen kişinin idrarında kendine has bir koku oluşturduğu üzere (bugün herkeste değil sadece bazı kişilerde bu durumun oluştuğu biliniyor) o dönemde yaşayan evli kadınlar kocalarının kendilerini aldatıp aldatmadığını eşlerinin lazımlıklarını koklayarak (!) keşfetmeye çalışırlarmış.

Kadınların düştüğü şu duruma kıs kıs gülenler şimdi bir kez daha düşünsün. Viktorya döneminin kadınları en azından “erkektir, aldatır, elinin kiri, döver de sever de” gibi laflar etmiyorlar, onun yerine doğrudan kocalarını zehirlemeyi seçiyorlarmış (!). Muhtemelen insanlık tarihinde bitkisel zehirler yoluyla en fazla zehirlenme vakalarının yaşandığı dönem de insanların yeniden bitkilere ve doğaya ilgi duymaya başladığı bu dönemdir. Bir daha böylesi bir dönem yaşanır mı kim bilir ama insanlık kaçınılmaz olarak kitlesel ölümler başladığında eninde sonunda doğadan ne kadar koptuğunu ve uzaklaştığını artık çok geç olsa da fark etmek zorunda kalacak. Artık kocasını zehirleyen eşlere de gerek yok, cümleten el birliğiyle (nükleer atıklar, fosil yakıtlar, yakılan çöpler, orman yangınları vb.) kendi kendimizi zehirliyoruz...

Biz kuşkonmaza geri dönelim en iyisi bitki severler. Bahçesi olup da kompost üreten, permakültüre meraklı olanlar özellikle kuşkonmazla tanışmalılar. Drenajı iyi olan, kumlu, nemli ve verimli toprakları seven kuşkonmazı eğer tohumdan yetiştirecekseniz onu ilkbaharda toprağa ekmelisiniz. Dilerseniz kök sürgünlerinden de yetiştirme şansınız var. Fakat yenebilen sürgünlerinin hasadını 3-4 yıldan önce yapamıyorsunuz, ama bir defa ekildiğinde yaklaşık 15-20 yıl boyunca lezzetli sürgünlerini vermeye devam ediyor. Yani bu uzun ve lezzetli bir serüven olabilir sizler için. Bol verim alabilmeniz için de kuşkonmazın sonbaharda malçlanması ve toprağına bol bol kompost eklenmesi gerekiyor.