Leş Çiçeği

Leş Çiçeği (Amorphophallus titanum), ya da diğer adıya “titan arum”a daha önce Ceset Çiçeğini anlatırken şöyle değinmiştim: “Dünya üzerinde Ceset çiçeği olarak adlandırılan (ayırt edici olması için ona Leş Çiçeği de deniyor) yine oldukça iri (hatta onun için de “yanlışlıkla” dünyanın en büyük çiçeği olduğu söyleniyor) ve kötü kokulu bir çiçek daha var: Amorphophallus titanum. Ama bu iki bitki aynı aileden değiller...” Şimdi sıra geldi Leş Çiçeğini detaylıca anlatmaya. Öncelikle dünyanın en büyük çiçeği olmadığını, bu rekorun güney Hindistan ve Sri Lanka’da bulunan bir palmiye cinsi olan “Corypha umbraculifera”ya ait olduğunu belirtelim. Onu ilk önce İtalyan botanik uzmanı Odoardo Beccari keşfetmiş. Böylesi kötü kokulu bir bitkiyi keşfetmek için ne kadar da ilginç bir isim olmuş Odoardo, adeta İngilizce’deki “odour” (kötü vücut kokusu anlamına geliyor) ismini çağrıştırmıyor mu?...

Leş çiçeğinin çürümüş et gibi kokmasından ötürü ona yetiştiği Endonezya’da “bunga bangkai” yani “kadavra çiçeği” demişler ama Ceset Çiçeği’ni (Rafflesia) daha önce anlatmıştım, merak edenler o yazıyı bulup okuyabilir. Yunanca’daki karşılığı ise “şekilsiz (amoprhos) dev (titan) penis (phallus)” anlamına geliyormuş (!) Hatta bu nedenle bitkinin ismi çoluk çocuk ailecek izlenen doğa belgesellerinde tuhaf durumlarla karşılaşılmaması, genel ahlaka aykırı olmaması için “titan arum” (dev yılan yastığı) olarak kısaltılmış. Kısaltan kişiyi ise BBC’nin efsanevi belgesellerini izleyenler mutlaka tanıyor olmalılar: doğa bilimcisi, belgesel senaristi, yönetmeni ve hatta yapımcısı David Attenborough. Hala tanıyamadıysanız, ağabeyi merhum oyuncu Richard Attenborough’yu kesinlikle izlemişsinizdir (Jurassic Park’ı kuran profesör John Hammond’ı hatırlayın). Sonuç olarak yılanyastığı, gala zambağı ve dana ayağı gibi şekilsel olarak kendine benzeyen “Arum” ailesi ile akraba olduğu için ona oldukça uygun bir isim bulmuş Attenborough.

Leş çiçeği, doğal ortamı olan Sumatra yağmur ormanlarındaki açık alanlarda ve kireçtaşı tepelerinde yetişiyor. Fakat artık neredeyse dünyanın pek çok botanik bahçesinde birçok örneği var. Ona dev denmesinin nedeni ise 3 metreye ulaşabilen bir boya ulaşması olabilir. Bitkinin çiçekleri aslında bitkinin “yen” adı verilen tek parça olarak kıvrılan yaprağının iç kısmında gizleniyor ve dışarıdan görülemiyor. Bu çiçeklerin salgıladığı koku ise leş yemeyi seven böcekleri ve sinekleri çekerek bitkinin hermafroidt çiçeklerinin tozlaşmasına yardımcı olmalarını sağlıyor. Fakat çiçek kendi kendini tozlaştırmaması için erkek ve dişi çiçekler birkaç gün arayla açıyor. Kırmızı rengi nedeniyle kırmızı bir et parçasını andıran yen ve insan vücut ısısını taklit eden çiçeğin ortasında yer alan koçan sayesinde böcekler seve seve leş çiçeğinin yardımına koşuyorlar. Yaşam döngüsünü tamamlayan yaprak kuruyor ve bitkinin soğanı yeni yapraklarını oluşturmadan önce bir uyku dönemine giriyor. Bitki dünyanın en büyük çiçeğine sahip olmasa da muhtemelen dünyanın en iri soğanına sahip. Doğal şartlarda 50 kg.’a ulaşabilen bu soğanın 150 kg.’ı aşan örneklerine botanik bahçelerinde rastlanmış. Leş çiçeği kültüre alındığı bu bahçelerde ortalama 7-10 yıl gibi peryotlarda çiçek açıyor fakat günümüzde pek çok botanik bahçesinde birden çok örneği bulunması nedeniyle yılda birçok defa çiçeğini görmek mümkün olabiliyor. Genellikle öğleden sonra açan çiçeğin ömrü ise genellikle 12 saat. Gece boyunca etçil böcekler tarafından ziyaret edildikten ve yen’i solduktan sonra sonra çiçeğin tozlaşma şansı kalmıyor. Leş çiçeğinin en önemli özelliği olan kokusunun ne kadar kötü olduğunu merak edenler için ise kimyasal olarak “küflü peynir, bozulmuş balık, terli çorap, şekerli çiçek kokusu, kloraseptik ve insan dışkısı karışımı” bir kokuya benzediği belirlenmiş. Bu muhtemelen Bitki Günlüğüm’deki en mide bulandırıcı tanıtım yazısı olmuş olabilir. Yine de Leş Çiçeği kesinlikle doğadaki en ilginç bitkilerden biri.