Mercimek

Mercimek (Lens culinaris), baklagiller (Fabaceae)familyasından tohumları lezzetli bir bitki. Latince ismi olan “lens” adı ona merceğe benzeyen tohumları nedeniyle verilmiş. Yakın Doğu’da ehlileştirilen ilk tarım ürünleri arasında yer alan mercimek, Neolitik dönemde çömleğin bulunmasından bile önce hayatımıza girmiş.

Kuraklığa oldukça dayanıklı bir bitki olması nedeniyle dünyadaki ilk çiftçilerin ilgisini çekmiş olabilir. Yeşil, kırmızı, kahverengi ve sarı gibi pek çok farklı rengi bulunuyor. Protein içeriği soyadan sonra en yüksek olan tahıl olduğu söyleniyor. Lif, folat, fosfor, tiamin, demir ve bakır gibi mineraller açısından zengin besleyici bir tahıl olan mercimeğin 100 gramında 353 kcal bulunuyor ama eğer onu haşlarsanız bu 116 kcal’e düşüyor.

Şeker hastalarınının nişasta oranı düşük olan yeşil ve kahverengi olanlarını tüketmesi daha uygunmuş. Mercimek tüm dünyada yetiştirilen bir tarım ürünü, biz de dünya üreticileri sıralamasında 4. sırada yer alıyoruz. İlk sırada yer alan her yıl Kanada yaklaşık 2 milyon ton mercimek üretirken, ikinci sırada yer alan Hindistan bunun neredeyse yarısı kadar üretim yapıyor. Üçüncü sıradaki Avustralya ile aramızda pek bir fark yok açıkçası, aşağı yukarı her iki ülke de her yıl 350 bin ton mercimek üretiyor.

Mercimek genellikle çorba, püre ve salata olarak tüketiliyor. İranlılar mercimeği özellikle çok sever ve pilavlarına karıştırarak yerlermiş. Bizde de mercimek köftesi ve mercimekli erişte çorbası pek sevilir. Ülke olarak 80’lerin sonunda bir tür “mercimek çılgınlığı” yaşamışlığımız da vardır hani, bilmem hatırlar mısınız? Mevcut mercimek stoğumuzu eritmek adına her gün televizyonlarda sürekli mercimek propagandası izliyor ve aklımıza bile gelmeyecek tarifleri öğreniyorduk. Böreğiydi, mantısıydı derken neredeyse “Et yemeyin, mercimek yiyin”e kadar varmıştı bu propaganda. Ben o zamanki çocuk aklımla “fırında mercimek(!) var bir de galiba, o nasıl yapılıyor ki?” diye kara kara düşünürken televizyonda mercimekli dondurmayı da duyunca “Yok devenin hörgücü!” demiştik. Meğer Antalya yöresine özgü soğuk bir meze çeşidiymiş mercimek dondurması...

İtalyanlar ve Macarların mercimekle ilgili ilginç bir inanışı var, yılbaşı gecesi mercimek yerlerse yeni yılda ellerine para geçeceğine inanırlarmış. Mercimek tanelerinin para gibi yuvarlak olmasından ötürü müdür bilinmez ama insanın hayalini kurduğu bir şeylerin de olması lazım yeni yıla girerken. Bu bakış açısıyla bu iki millet ya çok paragöz, ya da çok temiz kalpli, kararı size bırakıyorum. Bazıları da mercimeği fakir yemeği olarak adlandırır ve hor görür ya, Hindistan’da baş tacı edilirmiş mercimek. Dünyaca ünlü değil midir kobraları dans ettiren, çivili yataklarda uzanan şu Hint fakirleri? Demek ki haklılarmış o bazıları, hakikaten fakirin yiyeceğiymiş meğer mercimek (!). Yalnız şunu da söylemek gerek: Sadu’lar (yani Hint fakirleri) fakir oldukları kadar da onurludurlar, mercimek kadar da olsa sadaka kabul etmezler...

Museviler ise yas tutarken sadece mercimek ve haşlanmış yumurta yerlermiş belli bir süre kadar. Bunun nedeni ise mercimeğin ve yumurtanın “ölüm ve doğum döngüsünü” simgeliyor olmasıymış. Benden de mercimek propagandası bu kadar