Mum Çiçeği

Mum çiçeği (Hoya), zakkumgiller (Apocynaceae) familyasından genellikle süs bitkisi olarak yetiştirilen, sürünücü ve tırmanıcı bir sukkulent türü. Anavatanı Asya olan mum çiçeği, daha çok Hindistan, Endonezya, Vietnam, Çin, Malezya, Filipinler, Polinezya, Yeni Gine ve Avustralya gibi ülkelerde doğal epifit (yani ağaç ve kayalar üzerinde) olarak yetişiyor.

Bitkiye “Hoya” adını veren kişi, İskoç botanik ve paleobotanik (jeolojik kayaçlar arasında kalmış fosil bitkileri inceleyen bilim dalı) uzmanı Robert Brown, aynı zamanda pek çok bitki ailesini isimlendirmiş olan, Avustralya’ya özgü 1200 civarında bitki türünü tek başına tanımlamış bir bilim insanı. Brown, başarılı bir botanik uzmanı ve bahçıvan olan dostu Thomas Hoy’un adını bu bitkiye vererek dostunun değerli anısını ölümsüzleştirmiş. Mum çiçeğinin etli yeşil yaprakları ve tüylü yıldız biçiminde kokulu çiçekleri 200 ile 300 arasında olduğu düşünülen alt türlerine göre boyut, koku, renk, şekil ve doku olarak çeşitlilik gösteriyor. Bitkinin ayrıca çok sayıda kültür melezi de var.

Bitkinin pembe, beyaz, sarı, turuncu ve hatta koyu kırmızı gibi pek çok renkte olabilen çiçeklerinin sadece mavi ve menekşe tonları bulunmuyormuş(!). Bazı türlerinin boyu 18 metreye ulaşırken, örneğin “Hoya kerrii” türünü genellikle saksıda kalp şeklinde tek bir yaprak olarak görebilirsiniz. Fakat uzun bir süre bu şekilde kalan bitki, 1-2 yıl sonra hızla uzamaya (yılda 1 metre kadar) başlıyor.

Mum çiçeği saksıda iç mekan bitkisi olarak yetiştirilse de dış mekana uygun türleri de var. Mesela Avustralya’ya özgü ve Robert Brown tarafından tanımlanan “Hoya australis” güzel kokulu çiçekleriyle sevilen bir bahçe bitkisi olma özelliği taşıyor. İlginç bir diğer tür olan “Hoya obscura” ise yapraklarının damarlarının rengini bulunduğu ortamın aydınlığına göre değiştiriyor, yoğun ışıkta kırmızımsı olan yaprak damarları, gölgede yeşile dönüşüyor. Mum çiçeklerinin en tanınmış ve en çok yetiştirilen türü ise güzel kokulu pembe veya beyaz çiçekli ve mumlu parlak yaprakları olan “Hoya carnosa”. Her yıl çiçeklerini oluşturup döktüğü saplardan yeni çiçekler oluşturduğu için bu kısımların koparılmaması gerekiyor. Genellikle küçük çiçekleri bir araya gelerek şemsiye benzeri bir çiçek salkımı oluştursa da tek veya büyük çiçekli olan türleri de bulunuyor.

Mum çiçeği “sulugöz” (damlayan özsuyundan söz ediyorum) bir bitki belki ama mutsuz olduğundan ağlamıyor. Çiçeklerinde oluşan bu tatlı ve kokulu nektar bitkinin tozlaşmasını sağlayan böcekleri cezbetmeye yarıyor. Bitkinin kokusunun rahatlatıcı ve uyku verici özelliği olduğu da söyleniyor. Bitki tozlaşma ile tohum oluştursa da bu tohumlardan bitkiyi üretmek çok zahmetli olduğundan sadece çiçek veren dallarından elde edilen çeliklerle ve hava daldırması yöntemleriyle üretilebiliyor. Daha önce çiçek vermemiş olan dallarından alınan çeliklerin çiçek vermesi 4 ile 9 yıl kadar sürebiliyor.

Bitkinin yapraklarının kapalı mekanlardaki zehirli havayı filtre ediyor olması da bir başka ilginç özelliği. Mum çiçeğinizi drenajı yüksek, havalı topraklarda ve bol aydınlık bir köşede yetiştirmeniz tavsiye ediliyor. Kışın sulamayı oldukça azaltmalı, toprağı kurumadan tekrar sulamamalısınız. Çiçeklenmesini hızlandırmak için saksısının küçük tutulması ve dökülen çiçek saplarına dokunulmaması gerekiyor. Bol çiçek verebilmesi için bitkilerine “günde 12 saatten az olmamak kaydıyla” yapay ışık verenler ve epifit bitkilere özel gübrelerle besleyenler olduğunu da ekleyelim. Fakat bitkinizi bu şekilde çiçek vermeye zorlamak yerine normal yaşam döngüsünü yaşamasına izin vermeniz, biraz da sabırlı olmanız belki çok daha mantıklı...

Evinde “sadece bu bitki” bulunanlar olduğu gerçeğini dikkate alarak mum çiçeğinin benzersiz bir tutku olması gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki bu bitkiyle ilgili yakın bir tecrübem yok ama çocukluğumda bir yıl kadar misafir(!) kaldığım bir akrabamızın evinde epeyce uzun boylu bir H. carnosa’nın “evin kraliçesi” gibi başköşede ağırlandığını da çok iyi anımsıyorum. Çocukluk günlerimin güzel çiçeklerinden biridir mum çiçeği. Tıpkı sakız sardunyaları, dikenli taçlar, kaynanadilleri, kauçuklar, kadife çiçekleri, devetabanları, telgraf çiçekleri, begonyalar, yaprak güzelleri, menekşeler ve adını “henüz” bilmediğim daha yüzlerce çiçek gibi...