Nergis,Zerrin,Fulya

Nergis (Narcissus), nergisgiller (Amaryllidaceae) familyasından soğanlı bir çiçekli bitki ailesi. Anavatanının güneybatı Avrupa olduğu sanılıyor. Yaklaşık 50 alt türü olan nergisin küresel iklim değişikliği nedeniyle nesli tükenme tehlikesinde olan 5 türünün tamamının İspanya’da olduğu düşünülürse bu doğru bir tespit olmalı. Bu arada kısa boylu nergis türlerinin çoğu zaman içinde yok olmuşlar.

Nergis genel olarak Akdeniz havzası ülkelerinde yaygın olarak yetişiyor, bunun dışında da tüm dünyada sevilen bir süs bitkisi ve kesme çiçek olarak ilgi görüyor. Hatta bu ilgi 16. yüzyıl Avrupası’nda başlamış. Bilinen en eski nergis türü olan ve kültüre alınan ilk nergis türlerinden “zerrin” (Narcissus poeticus), Türkiye’de de Karaburun ve Mordoğan’da yetiştiriliyor. Nergis soğanları zehirli olan bir bitki ama özellikle zerrin en zehirli olan türüymüş. Yunan mitolojisine konu olan nergisin de zerrin olduğu düşünülüyor. Fakat bu çok bilinen hikayeyi derinlemesine araştırınca okuduğunuzda belki de şaşıracağınız önemli detaylar da keşfettim. Dilerseniz önce hikayeyi anlatayım:

Irmak tanrısı Kephissos ile berrak suların perisi Liriope’nin bir oğlu olur. Bir kahin bebeğin geleceğini merak eden ana babasına “kendi yüzünü görmediği sürece yaşayacak” der. Yıllar geçer, bebek büyür ve yakışıklı bir avcı olur çıkar. Avlandığı ormanlarda bir de Ekho adında güzeller güzeli bir orman perisi yaşamaktadır. Güzel Ekho kimseleri beğenmeyip bütün taliplerini geri çevirmektedir ama derken bir gün ormanda bizim yakışıklıyı görür görmez derin bir aşka tutulur. Fakat kaderin bir cilvesiyle yakışıklı avcı Ekho’nun bu aşkına karşılık vermek şöyle dursun, kızı gördükçe ondan kaçar durur. Ekho ne yaparsa yapsın gencin aşkını kazanamaz. Kadersiz Ekho bu amansız kara sevda yüzünden yemeden içmeden kesilir, sonunda kemikleri ormanlardaki kayalıklara, sesi ise “yankı”ya dönüşür. Bunu gören Olimposlu tanrı ve tanrıçalar bu kibirli genci cezalandırmaya karar verirler. Bir gün ormanda avlanırken susayıp bir ırmağa eğilip su içmek ister genç avcı fakat sudaki yansımasını görür görmez “kendisine” aşık olur (!). Tıpkı Ekho gibi o da aşık olduğu yansımasının başından ayrılmak istemez, aşkından yemeyi içmeyi unutur ve nihayet ırmağın kenarında açlık ve susuzluktan can verir. Bedeni ise nergis çiçeğine dönüşür...

Bir çok mitolojik öykü kitabında nergis çiçeğinin yaratılışı olarak okuduk bu hikayeyi ve gencin adının da Narcissos olduğu söylendi bize, acaba öyle mi?!... Size daha önce nar ağacı yazımda anlattığım Persephone’nin yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılma hikayesini hatırlarsınız. Ne alakası mı var? Araştırmacılar Perspephone’un hikayesinin Narcissos’un hikayesinden daha eski olduğunu keşfetmişler ve Persephone’nin hikayesinde nergis çiçekleri zaten vardı, yeniden yaratılmaları gerekmiyordu haliyle. O hikayede Persephone nergis toplarken kaçırılmış meğer. O halde bu ne anlama geliyor, nergise dönüşen delikanlının adının da Narcissos olamayacağına tabi ki. Yani bedeni kuruyup giden gencin adı zaten o zamana kadar var olan bir çiçeğe neden verilsin ki?... Acaba neydi Ekho’nun uğruna eriyip bittiği bu gencin adı, o da bir gizem ama Narcissos olmadığı kesin(!)...

Gelin diğer yaygın bilinen nergis türlerine de bir göz atalım: Nergis türlerinin en küçük çiçeklisi “güz nergisi” (Narcissus serotinus) ve taç yaprakları yeşil renkli olup (kardeşleri kadar gösterişli değildir), geceleri çiçek açan türü (Narcissus viridiflorus), diğer nergis türlerinin aksine sonbaharda çiçek açan 5 nergis türünden ikisidir. Kesme çiçek olarak da kullanılan “fulya” (Narcissus jonquilla) ise bahar sonunda parlak açık sarı renkli çiçeklerini gösterir. Birkaç yıl önce işte bu nergis türü ve mor çiğdemlerden (Crocus) oluşan yuvarlak ve yayvan bir saksım vardı ama sonra o soğanların başına ne geldi doğrusu hiçbir fikrim yok. Parfüm sanayinde en fazla kullanılan türü de budur. Tıptaki “narkoz” sözcüğü de nergisten türemiş çünkü nergisin gerçekten yoğun ve baş döndüren bir kokusu vardır. “Yaban nergisi” (Narcissus pseudonarcissus) ise Avrupa’da orman, çayır ve kayalık arazilerde doğal ortamında görülebilir. Yabancıların “Hermione” adını verdikleri (Harry Potter romanlarının hepsini tek tek okumuş olan bendeniz Harry’nin en yakın okul arkadaşının adının anlamını yeni öğreniyorum) “Çin nergisi” (Narcissus tazetta) ise kışın ve erken ilkbaharda açan, soğuğu seven bir nergis türüdür. Oysa ortalama 50 civarında alt türü bulunan ama binlerce kültüre alınmış melezi bulunan nergislerin çoğu bahar sonunda açarlar.

“Meleğin Gözyaşları” olarak bilinen bir nergis türü (Narcissus triandrus) ise siklamen benzeri doğrudan yere bakan çiçekleri vardır. Bu hüzünlü görüntüsü nedeniyle mezarlıklarda en sık kullanılan nergis türü de budur. Antik Yunanlılar mezarlarının etrafına nergis çiçekleri ekerlermiş çünkü nergis çiçeklerinin Ölüler Ülkesi’ne giden efsanevi Styx ırmağının kıyılarında yetiştiğine inanırlarmış. Batı kültürlerinde nergis “ölüm ve kötü kader”in simgesi olduğu kadar “kibir”in de simgesidir. Oysa Doğu kültürlerine bakıldığında “şans ve bolluk” simgesidir nergis, Çinliler onu kutsal sayarlar ve soğanlarını tıpkı bonsai sanatına benzer şekilde yaptıkları düzenlemelerde kullanırlar. Nergisin soğanları ise diğer soğanlı bitkilere göre daha uzun ömürlüdür. En küçük soğanlı nergis türü ise “çalı nergisi” (Narcissus bulbocodium)dir, yaprakları çalıyı andırır ve çiçeğin ortasında bulunan taç kısmı daha uzun ve iridir. Bu türün kokusunun baş ağrısı ve kusmaya neden olacak kadar yoğun olduğu biliniyor.

Nergis yetiştirmeyi düşünüyorsanız bilmeniz gerekenler şöyle: Nergisler kumlu ve drenajı iyi olan kaliteli toprakları ve güneşli konumları tercih ediyorlar. Bahçede bakıldığında virüs, bakteri ve mantar hastalıklarına, çeşitli zararlılara karşı tetikte olmanız gerekse de lale soğanlarında olduğu gibi kemirgenlerin sevdiği soğanlara sahip değiller. Çiçekleri kuruduktan sonra soğanının gelecek yıl için güç toplayabilmesi adına kesilmesi gerekiyor. Ayrıca nergisin soğanlarından ve tohumlarından üretimi de yapılabilir. Bahçede gül ve lahanalarınızdan uzakta olmaları gerektiğini de hatırlatayım, lakin hem bu bitkilerin gelişimini yavaşlatıyormuş hem de zehrini bu bitkilere de aktarıyormuş. Hatta kesme çiçek olarak vazoya başka çiçeklerle bir arada konursa diğer çiçekleri kısa sürede solduruyormuş. Nergisin bu zehri yüzünden antik Yunan tragedya yazarı Sofokles ona “cehennem tanrılarının çelengi” adını takmış.

Bitkinin soğanını yemek de eski bir intihar yöntemiymiş ama bu da huzurlu değil pek acılı bir ölüm vaat ediyormuş. Bu zehirden aynı zamanda Alzheimer ve kanser hastalıkları için ilaç üretilmeye çalışılıyor. Hatta Amerikan Kanser Örgütü ve İngiliz kanser hastalıkları derneği Marie Curie’nin de sembolü nergis. Birleşik İngiliz Krallığı’nın dört ülkesinden biri olan Galler’in resmi çiçeği de nergismiş bu arada. Dünyada sümbülle ilgili festivaller de düzenleniyor, bunların en bilineni ise her yıl Mayıs ayında İsviçre’de düzenlenen “Nergis Festivali”dir.

Sanat camiası da bu güzel çiçekten epeyce esinlenmiş. İran edebiyatında “güzel gözler” nergise benzetilirmiş, Batı edebiyatı şairlerinin de nergise adadıkları çok sayıda eser var. Öte yandan Batı kültürü argosunda sümbül (daffy) ve hercai menekşe (pansy) toplumda “kadınsı” eşcinselleri aşağılamak için kullanılan argo lakaplardanmış. Kadınsılığın aşağılanması aslında dolaylı olarak kadının cinsel kimliğinin aşağılanmasıdır. Bizim kültürümüzde ise bu görev başka bir soğanlı bitki olan “lale”ye verilmiştir. Bizde bunun için nergis değil de lalenin tercih edilmesinin nedeni belki de Hz. Muhammed’in nergisi özellikle sevmesi olabilir. Dolayısıyla nergis kutsal addedilerek böylesi bir önyargıya alet edilmemiş olabilir.

Eşcinsel, “madam”(bu aralar kadınları aşağılamak için devlet erkanının tercih ettiği bir lakap olan bu sözcüğü çocukluğumda müslüman olmayan kadınlar için kullanırlardı ama o zaman bile aşağılamak için kullanılan bir sözcük değildi bu, hanım”efendi” sözcüğü bile daha ayrımcı kalırdı yanında), zenci, göçmen, ateist, Alevi, Sünni, Musevi, Hristiyan ve bunun gibi her türden önyargının ve ayrımcılığın aşıldığı, herkesin birbirini “öncelikle insan” olarak görebildiği bir dünyayı bizler görebilecek miyiz pek sanmıyorum ama dilerim ki insana, emeğe ve tabi ki en çok da doğaya saygılı aydınlık nesiller yetişebilsin ve o günleri de görebilsinler.

Bir dip not olarak; bunların konumuzla ne alakası var diyenler olabilir, içinde “insan ve bitki” bulunan, bu iki varlığın arasındaki ilişkiye konu olan her şey Bitki Günlüğüm’de karşınıza çıkabilir.... Neyse efendim, bu yazı sizde “narkoz” etkisi yaratmadan bitireyim bari.