Nohut

Nohut (Cicer arietinum) , baklagiller ailesinden olup, 100 milyon yıl önce ortaya çıkan ilk çiçekli bitkilerle beraber Anadolu topraklarının doğusunda ortaya çıkmış tek yıllık bir bitki. Öyle ki insanlığın tarıma geçiş yaptığı dönemlerde yetiştirdiği incir ve mercimek gibi ilk ürünlerden biri de nohut yani dostluğumuz epeyce eskilere dayanıyor onunla. Hatta aynı toprağın canlılarıyız diyebiliriz, çünkü anavatanımız Anadolu.

Türkiye’de, Burdur’un Hacılar köyünde yapılan arkeolojik kazılarda neolitik dönem (M.Ö. 8000) çömleklerinin içinde evcilleştirilmiş ilk nohut taneleri bulunmuş. Anadolu insanı, yabani nohutu (Cicer reticulatum) evcilleştirirken, daha erken olgunlaşan türleri seçmiş, böylece kışın olgunlaşıp küflenen türler ayıklanmış. Bol miktarda protein ve lif içeren nohut kolayca kurutulup saklanabilmesi nedeniyle de tercih edilen bir baklagil halini almış zaman içinde. M.Ö. 4000’li yıllarda ticaret gemileriyle Akdeniz’i aşan nohut, güney Avrupa mutfaklarına da konuk olmaya başlamış.

Nohut tıbbi faydalarından ötürü antik dönem insanı tarafından güzellik tanrıçası Venüs’ün insanlığa bir hediyesi olarak kabul görülmüş. M.Ö. 50’li yıllar civarında Roma İmparatorluğu’nun genişlemesi sonucu kuzey Avrupa’yla da tanıştırılmış. Böylece çok farklı yemekler, birbirinden ilginç kullanım şekilleri ortaya çıkmış.

Nohut genellikle haşlanarak salatalara, yemeklere konarken, Anadolu’da kavrularak “leblebi” elde edilmiş. Unundan yapılan ekmek ve cipsler farklı ülkelerin sofralarını süslemiş. Zeytinyağı, sarımsak, tahin ve kimyonla bir araya gelip nefis bir meze olan “humus”u oluşturmuş. Bilinen diğer bir nohut yemeği olan ve vejetaryen mutfağının bifteği kabul edilen “falafel” (kızartılmış nohut köftesi) ise Ortaçağ’da Mısır’da ortaya çıkmış. Yakın tarihte savaş ve kıtlık yıllarında nohut kavrularak kahve olarak da tüketilmiş. Bazı fakir ülkelerde nohudun kabuğu da ıspanak ya da lahanadan daha fazla mineral içermesi nedeniyle sebze yemeği olarak tüketiliyormuş. Ayrıca cin mısırı gibi patlatılabilen biri türü de olduğunu öğrendiğimde doğrusu çok şaşırdım ve patlamış mısırı seven biri olarak tadını da merak ettim...

Nohut fakir topraklara, susuzluğa ve kuraklığa oldukça dayanıklı bir bitki fakat özellikle fosfor ve azot içeren topraklarda daha iyi yetişiyor. Tohum kapsülü içinde bir veya üç adet tohum oluşturan, çiçekleri mavi, pembe ve beyaz olabilen nohudun yetiştirilen pek çok farklı türü var.

En çok üretimi yapılan ülkelerin başında Hindistan (2013 rakamlarıyla 8,8 milyon ton) ve Avustralya (2013 rakamlarıyla 813 bin ton) alırken, nohudun anavatanı olan ülkemiz (2013 rakamlarıyla 506 bin ton) 4. sırada yer alıyor. Nohutun en büyük doğal düşmanı ise üretimde yüzde 90’lık kayıplara yol açabilen “Fusarium oxysporum” mantarı. Mantarların nemi sevdiği düşünüldüğünde, nohuttan yeterli verim alınabilmesi için biraz sıcak ve kurak bir bölgede yetiştirilmesi gerekiyor...

Hem besleyici hem de doyurucu özelliği olan nohut sizin de mutfağınızda mutlaka yer almalı. Tabi eğer şişkinlik sorunundan ya da her 5 kişiden birinde görülebilen “huzursuz bağırsak sendromu”ndan muzdarip değilseniz çünkü nohut bu anlamda size ciddi sorun çıkarabilir. Bir romanda okumuştum ve beni gülümsetmişti, kuru fasulye ve nohut gibi konservesi yapılan baklagillere “müzik kutusu” (!) deniyordu. Düşünün biraz, siz de espriyi anlayacaksınız. Bazı kültürlerin bu “işi” bizim kültürümüzde olduğunun aksine komik ya da utanç verici “bulmaması” ilginç değil mi? Örneğin, Amerikalı bir arkadaşınız sizin yanınızda ulu orta “müzik yaptığında” kıkırdarsanız, size “What the f***?!... It’s natural, just like drinking or eating. What’s so funny about it?...” (“Ne var?... Yemek içmek kadar doğal bir şey bu da. Nesi komik?...”), diye sorabilir. Öyle ki ne cevap vereceğinizi bilemeyebilirsiniz... Sonuç: Nohut lezzetlidir ve bazı lezzetler için de bazı bedeller ödenmelidir