Ökseotu

Ökseotu (Viscum album), Santalaceae (güvelekgiller) familyasından ağaçlar üzerinde yaşayan, her dem yeşil bir “yarı-asalak” bitki türü. Ökseotu, örneğin mantarlar gibi tam asalak değil çünkü bitki klorofil içeriyor ve fotosentez yaparak kendi besinini üretebiliyor. Yine de bir yandan da üzerinde yaşadığı ağacın özsuyundan da faydalanıyor. Yani diğer canlılar kadar ağaçlara zarar veren bitkiler de var, orman sarmaşıkları ve ökseotları bunların başında geliyor. Genellikle 20 yaşından büyük ağaçları tercih ettiği söylenen ökseotu, üzerinde yaşadığı ağacın nadir de olsa ölümüne yol açıyor ve gelişimini büyük ölçüde engelliyor. O nedenle budama ile durumu kontrol altına almak gerekiyor...

Elma, armut, kavak, söğüt, kestane, huş ve meşe ağaçlarının üzerinde yaşamayı seven ökseotu, reçineli oldukları için çam türü ağaçları pek tercih etmiyor. Fakat ökseotunun bir alt türü olan Viscum album “abietis”, göknar (abies) türlerinin, diğer bir alt tür olan Viscum album “austriacum” ise çam (pinus) ve çam melezi (larix) türlerinin üzerinde yaşayabiliyor.

Şubat ve Nisan ayları arasında çiçeklenen bitki, inci tanesine benzeyen sulu ve yapışkan meyvalarını yiyen kuşların başka ağaçlar üzerine dışkılaması ile tohumlarını yayarak çoğalıyor. Yani ökseotu uzun vadede üzerinde yaşadığı ağaca zarar verse bile, ağaçta yaşayan diğer canlılar için (özellikle kuşlar) bir besin kaynağı görevi görüyor. İlginç bir şey anlatacağım size şimdi: Ardıç ağacının tohumlarını yaymak için kuşları kullandığını öğrenmiştik, peki ardıcın ökseotuyla işbirliği yaptığını biliyor muydunuz?... Ben de yeni öğrendim. Ardıç, üzerinde yaşayan ökseotlarının kuşları kendisine çekmesiyle, ökseotu meyveleriyle birlikte kendi meyvelerinin de yenmesini sağlıyormuş. Bu da her iki türün tohumlarının birlikte yayılabilmesi (biyo çeşitlilik) anlamına geliyor. Burada doğadan çıkarılması gereken önemli bir ders olduğunu düşünüyorum.

Doğadaki canlı türleri, biri diğerinden asalak olarak beslense dahi (!), paylaşmayı ve birlikte var olabilmeyi başarıyorlar, peki biz insanlar bunu neden yapamıyoruz? Ardıç ve ökseotu bizlerden daha mı zeki? Bence öyle olmalı, doğa hepimizden daha zeki çünkü yok etmeyi değil bir yolunu bulup yaşatmayı başarıyor her durumda...

Ökseotu tamamen zehirli bir bitki ama hâlihazırda çeşitli kanser türleri ve löseminin tedavisi için ilaç olarak kullanımı test edilmekte. Hatta meşe ağacı üzerinde yaşayan ökseotları içerdikleri anti kanserojen madde miktarı açısından daha makbul kabul ediliyormuş. Diğer bir deyişle, yaşadıkları ağacın türüne göre kimyasal yapıları da değişiklik gösteriyor. Ökseotunun yaprak ve meyveleri, ayrıca alternatif tıpta tansiyon, panik atak, romatizma, konsantrasyon bozukluğu, varis ve epilepsi gibi pek çok hastalığın tedavisi için de kullanılıyor...

Son olarak bir de ökseotunun kültürel izlerinin peşine düşelim mi birlikte?... Bir pagan inanışından yola çıkılarak 18. yüzyıl sonlarından itibaren, yılbaşında sevgililerin “ökseotu altında öpüşmesi” bir gelenek halini almış. Bu geleneğe göre, ökseotu altında bekleyen bir kadın, bu fırsatı yakalayan herhangi bir erkek tarafından öpülmeye razı olmalıdır yoksa bütün bir sene kötü şans yakasını bırakmaz. Kadının maalesef tek öpücükle de kurtulma şansı yoktur (!) keza ökseotu üzerindeki “meyva sayısı kadar” öpücük hakkı vardır erkeğin... Mitolojik hikayelerden bir süredir epeyce uzak kalmıştık, kuzeye uzanıp onlardan biriyle bu yazıyı noktalayalım mı?...

İskandinav mitolojisinin yaramaz tanrısı Loki’yi duymuşsunuzdur, Thor başta olmak üzere herkesin başına çorap örmekte üstüne yoktur, işte bu hikayede de rahat durmuyor. Nasıl mı? Hemen anlatayım... Odin, herşeyden çok sevdiği oğlu Baldur’u el üstünde tutarmış ama günlerden bir gün içine bir kurt düşüvermiş. “Ya Baldur ölürse?...” Odin bunun üzerine ölüler ülkesinin kahinine danışmaya gitmiş ve kahin de ona “ne yaparsa yapsın” oğlunu kaybedeceğini söylemiş. Odin, baş tanrı olarak duruma el koymuş ve karısı Frigg’i seferber edip(!) (koskoca tanrı herkesin ayağına gidecek değil ya) oğluna zarar verebilecek herkesten ve her şeyden onu öldürmemesi için yemin istemiş. Dağ taş ne varsa yemin etmiş Baldur’u öldürmeyeceğine ve bir festival düzenlenmiş sonunda, tanrı ve tanrıçalar ellerine geçirdikleri her şeyi Baldur’a fırlatıyormuş ama attıkları hiçbir şey ona zarar veremiyormuş. Ta ki Loki, kör tanrı Hodor’a yanaşıp “al bari sen de bunu at bakalım” diyerek eline ökseotundan yapılma bir ok tutuşturana dek. Meğerse ökseotunun altı üstü çelimsiz bir ot olduğunu gören Frigg, ondan yemin isteme gereği duymamış. Kılık değiştirme ustası Loki de Frigg’den bu gerçeği bir çırpıda öğrenmiş. Loki ona “Herkes ve her şey yemin etti mi Baldur’u öldürmeyeceğine dair?” diye sorduğunda, “İşte bir tek şu işe yaramaz ökseotu hariç, ona gitmeye gerek duymadım”, deyince hain ve kıskanç Loki’ye de gün doğmuş. Ne demişler, “ummadık taş baş yarar”, bu seferki taş değil ökseotu olmuş. Ökseotundan yapılma ok Baldur’u delip geçmiş ve hiçbir şeyin zarar veremediği genç tanrı düşüp ölmüş herkesin gözleri önünde...

Bu işin faturası da zavallı Frigg’e çıkmış. Odin “ya bir şeyi de beceremedin be kadın!” diyerek küplere binmiş, Frigg’de ona “sen becerseydin ya o zaman, bir tek emretmesini bilirsin sen zaten, erkeksin ya!”, demiş...

Bu son kısmı ben uydurdum ama siz söyleyin, yakışmadı mı? :) ... Hikaye aslında bitmiş değil, bildiğiniz gibi kuzeyin öyküleri uzar gider ama benim ökseotuyla ilgili yazım burada bitti bile.