Papatya

Papatya, papatyagiller (Asteraceae) familyasında yer alan pek çok farklı türün ortak adı. Papatyanın Latin dillerindeki adı (chamomile), Yunanca’da “yer elması” anlamına gelen “khamaimelon”dan türemiş. Tamam, papatya “yerde” yetişir de “elma” nerden çıkmış diyebilirsiniz, haklısınız, onu Yunanlılara sormanız gerekiyor (!)...

Papatya olarak adlandırılan türler arasında en yaygın görülenlerin fotoğraflarını bir albüm halinde derledim, hepsiyle tek tek tanışabilirsiniz. Siz fotoğraflara bakarken Şecaattin Tanyerli’nin “Papatya gibisin beyaz ve ince” tangosu da fon müziğiniz olabilir...

Örneğin ben yaşadığım yerdeki orman kıyılarında daha çok kır papatyalarına (Bellis perennis) rastlıyorum. Papatya yetiştirmek ise öyle çok kolay değildir çünkü zararlısı da bol olan bir çiçektir, özellikle yaprak bitlerinin hobileri arasında yer alırlar. Güneşi ve suyu bol olan bahçelerde daha mutlu olurlar. Size daha önce Bodrum papatyalarını balkonda nasıl bir türlü mutlu edemediğimi anlatmıştım...

Papatya bir süs bitkisi olmasının yanında bir ilaçtır da. Papatya çayı mide rahatsızlıkları başta olmak üzere saman nezlesi, uykusuzluk, ishal, adet düzensizliği, hemoroit, iltihap, kas ağrıları ve hemoroit gibi pek çok hastalığı tedavi etmek için kullanılıyor fakat papatya adını taşıyan her bitkinin çayı yapılmıyor, buna dikkat etmelisiniz(!). Çayı yapılan türler Alman papatyası (Matricaria chamomilla) ve İngiliz papatyası (Chamaemelum nobile) dır. Hemofili hastası olanların özellikle papatya çayını kanı sulandırıcı etkisinden ötürü kullanmamaları gerekiyor. Yanı sıra antibiyotik veya antidepresan kullananların, hamilelerin, polen alerjisi olan kişilerin de papatya çayından uzak durması şart. Bu arada Alman papatyasının stres ve depresyona iyi geldiği de biliniyor. Papatya özütünün deri, prostat, göğüs ve testis kanser önleyici olduğu laboratuvar ortamında yapılan deneylerle de tespit edilmiş...

Papatyanın en yaygın kullanım şekillerinden biri ise saç rengini sarıya dönüştürmek için kullanılması. Tabi ki papatyadan simsiyah saçlarınızı sarıya dönüştürmeye yetecek kadar güçlü bir boya elde edemezsiniz. Kumral olanların saçını sadece bir kaç ton kadar açabiliyormuş. Saç boyamak kişisel bir tercih ama bana sorarsanız kişi beyazlarıyla ne kadar erken barışırsa o denli faydası var. Sarıya boyanmış saçları ten rengine gitmemiş kadınlar için, çingeneleri de aşağılayan bir dille, “Seninki Hacı Hüsrevli olmuş şuna baksana!” derler arkasından. Evet belki o “çakma sarışın” görüntüsü hiç de hoş olmamıştır, kabul ama çingenelerin kabahati nedir bunda?...

Çingenelerin papatyayla saç renklerini açmak istemeleri kadar doğal bir şey var mı? Sonuç olarak çoğu çiçekçilikle uğraşır, haliyle papatyanın iyisinden de yine onlar anlar. Belki de papatyayla çokça içli dışlı olmalarındandır bilinmez (!) ama çingenelerde stres ya da depresyon gibi hayatın post-modern yan etkilerine pek rastlanmaz. Hemen oracıkta işi gücü bırakır, iki göbecik atarlar, hiçbir şeyleri kalmaz.