Sarımsak

Sarımsak (Allium sativum), size daha önce anlattığım soğan (Allium cepa) ve pırasa (Allium porrum) ile aynı aileden tek yıllık soğanlı bir kültür bitkisi. Sarımsak aynı zamanda zambakgillerle (Liliaceae) de akrabaymış. Günümüzde yetiştirilen kültür sarımsağının güneybatı Asya’da “Allium longicuspis” türünden üretildiği sanılıyor.

Sarımsak yaklaşık 7 bin yıldır yemeklerimize lezzet katıyor fakat kokusu ise apayrı bir tartışma konusu (!) Sarımsağın kokusu içerdiği “allisin” adlı kokulu bir kimyasal bileşikten kaynaklanıyormuş.

Hazreti Muhammed sarımsağı hiç yemezmiş ve sarımsak yiyeni de camiye sokmazmış. Budistler de muhtemelen aynı sebeplerden ötürü sarımsak orucu tutarlarmış. Kalabalık ve kapalı ortamlarda (örneğin otobüs) bu koku neredeyse ölümcüldür(!). Sarımsağı benim gibi seviyorsanız ama kokusundan şikâyetçiyseniz onu çiğ değil pişmiş olarak tüketmelisiniz. Örneğin pişirdiğiniz mantıyı sarımsakla lezzetlendirmek istediğiniz zaman sarımsağı diş halinde kaynattığınız suya atın. Bu şekilde pişirdiğinizde sarımsak lezzetini suda haşlanan besinlere verir ama yedikten sonra herhangi bir koku oluşturmaz.

Bir diğer zorluk ise sarımsağı soymaktır ki genelde mutfakta en istenmeyen işlerden biridir çünkü o koku ellerinize siner. Bunun da kolayı var. Ya ayırdığınız dişleri zeytinyağına bulayıp biraz fırınlayacaksınız ya da kaynar bir bardak suya atıp biraz bekleteceksiniz. Bu birkaç dakikalık işlemden sonra sarımsağın kabuğunu zahmetsizce soyabilirsiniz.

Bir de uzmanlar diyor ki “sarımsaklarınızı asla zeytinyağı içinde bekletmeyin” çünkü son derece zararlı bakterilerin üremesi için uygun ortam oluşturuyormuş. Ayıkladığınız sarımsakları içinde bekletmek için en uygun sıvılar sirke ve şarapmış. Satın alırken de sert, oldukça beyaz renkli ve sapı kurumuş olan sarımsakları tercih etmek gerekiyormuş, çünkü yumuşak ve nemli olan sarımsaklarda zararlı küf oluşuyormuş...

Sarımsak yetiştirilmesi oldukça kolay bir bitkidir aynı zamanda, tek yapmanız gereken dişlerini ayrı ayrı toprağa gömmektir. Üstelik sarımsak yetiştirerek bahçenizden köstebek ve tavşanları da uzaklaştırabiliyorsunuz. Bu arada soğan türlerinin evcil hayvanlar için zehirli olduğunu belirterek bir kez daha yeri gelmişken hatırlatalım, lütfen sokak hayvanlarına soğan ve sarımsak içeren etli ev yemeklerinizin artıklarını vermeyin(!)...

Sarımsakla ilgili tek sorun toprak zararlısı nematodlar ve beyaz küf, bu nedenle sarımsaklarınızı yüzeye çok yakın ekmeyin. Drenajı iyi olan ve bol güneş alan yerlere ekin. Bir de eğer sarımsaklarınızı boyutlarının iri olmasını istiyorsanız, iri olan dişlerden üretim yapmaya çalışın.

Dünyadaki 1 numaralı sarımsak üreticisi Çin’dir, yılda 20 milyon ton civarında sarımsak üretilir ki bunun çoğu çorba ve soslar içinde tüketilir. Ülkemizde sarımsak denilince akla gelen ilk yer Kastamonu, Taşköprü. Taşköprü sarımsağı Türkiye’nin başka herhangi bir yerinde olması gerektiği gibi yetişmiyor. 1 yıl bozulmadan saklanabilen son derece dayanıklı, vitamin ve mineral açısından zengin bir tür. Hatta ilaç şirketleri antibiyotik üretimi için daha çok bu yörenin sarımsağını tercih ediyormuş.

Sarımsağın içinde A, B1 ve C vitaminlerinin yanısıra çinko, kükürt ve germanyum mineralleri de bulunuyor. Sarımsak için kısaca “anti hastalık” desek yeridir çünkü aklınıza gelebilecek bütün “anti”ler onun için söylenebilir: antiviral, antibakteriyel, antiseptik, antiparazitik, antibiyotik...

Hatta bu nedenle solunum yolları enfeksiyon geçirenler, eğer tansiyon problemleri yoksa (sarımsak tansiyonu düşürüyor), antibiyotik bulunmadığı durumlarda çiğ bir diş sarımsak yutarlar. Sarımsak sadece solunum yolu enfeksiyonlarında değil çeşitli iltihaplanmalarda da kullanılıyor. Hatta 1. ve 2. Dünya savaşlarında kangreni önlemek için bile kullanılmış. Günümüzde kanser, AIDS ve menenjit gibi ciddi hastalıkların bitkisel tedavisinde de kullanılmakta ama işe yaradığına dair net bir bulgu yok...

Sarımsakla ilgili ilginç inanışlar da şöyle: antik Yunanlılar ay, gece ve büyücülük tanrıçası Hekate’nin yemesi için dört yol ağzına sarımsak demetleri bırakırlarmış. Doğrusu cadı tanrıça ağzının tadını biliyormuş... Mısırlılar soğan ve sarımsağa öyle önem verirlermiş ki yemin ederken bunların üzerine yemin ederlermiş...

Orta Avrupa’da ve Balkanlarda sarımsak asılan pencere ve kapılardan şeytan, kurt adam ve vampirlerin geçemeyeceğine inanılırmış... Türklerde de soğan ve sarımsak kabuklarının cinlerin kullandığı para birimi olduğuna inanılır. Ben de bu kez büyükannemden defalarca dinlediğim esrarengiz bir öyküyle bitirmek istiyorum bu yazıyı...

Gece yarısı köyün ebesinin kapısı çalınır ve gelenler ailelerinden bir kadının doğum yapmak üzere olduğu söylerler. Ebe kadını alıp yıkık dökük bir eve götürürler ama kadın ne gelenlere kim olduklarını sorar, ne de o evde ne aradıklarını. Doğum sorunsuz gerçekleşir, kadın eve dönmek için kalktığı zaman eteğine bir hevenk dolusu soğan ve sarımsak kabuğu dökerler. Kadın bu insanların pek fakir olduğunu düşünüp üzülür, bozuntuya vermez, soğan ve sarımsak kabuklarını paraymışçasına toplayıp yola düşer. Oradan epeyce uzaklaştıktan sonra kimsenin görmediği bir yerde de hepsini döker kucağından. Evine girip de yatmak için üstünü çıkardığında kucağından düşen bir şeyin yerde çınladığını işitir. Eğilip bakar ki yerde bir altın para durmaktadır... Muhtemelen sarımsak hakkındaki bu yazım bu ana kadar ki en uzun yazı olmuştur, geçmiş olsun