Şeftali

Şeftali (Prunus persica), gülgillerden (Rosaceae) bademle yakın akraba olduğunu bildiğimiz şeftaliyi anlatmanın zamanı geldi. Romalılar ona “malum persicum”, yani İran elması derlermiş. Bitkinin botanik bilimindeki latince soyadı “persica” (iranlı) olsa da aslında ilk defa Çin’in kuzeybatısındaki dağlar arasında kalan vadilerde günümüzden 6-8 bin yıl önce ehlileştirilen şeftali benim de çok sevdiğim bir meyve ağacı. Hatta onu dalında meyveleriyle gördüğüm ilk yeri de hatırlıyorum: neredeyse 25 sene kadar önce Çanakkale’deki Akhisar baraj gölünün kıyısındaki bir tepede piknik yaparken çok güzel bir şeftali ağacı görmüştüm...

Fosil kayıtları şeftalinin bundan tam 2,6 milyon yıl önce oluştuğunu bize gösteriyor, bu taşlaşmış örneklerin günümüzdeki şeftaliye ne denli yakın olduğu bilinemeyeceği için şeftalinin atasına da “Prunus kunmingensis” adı verilmiş. Çin günümüzde de dünyadaki şeftali üretiminin yarısınan fazlasını tek başına karşılıyor, geri kalan yüzdenin büyük bir kısmı ise İspanya ve İtalya’ya ait...

Bu arada “nektarin” olarak bildiğimiz meyve (Prunsus persica var. nucipersica) de farklı bir tür değil, o da şeftalinin bir alt türü ve tek farkı ise tüylerinin olmayışı. Tüylü meyvelere dokunamayan ve yiyemeyen insanlar olduğunu duymuş muydunuz? Ben hatta tanıyorum bile. En azından nektarin bu kişiler için müthiş bir buluş olmalı çünkü şeftali bence yakın akrabaları olan bitkiler içinde gerçekten özel bir tada ve kokuya sahip. Şeftalinin kırmızı, beyaz hatta mor çiçekler açan, meyvesinin içi sarı ve beyaz renkli olan yüzlerce türü var. Uzak Doğu’da daha tatlı olan beyaz etli şeftaliler sevilirken, Avrupa ve bizde de sarı etli şeftaliler daha çok tanınıyor. Şeftalinin Avrupa’ya gelişi bundan 2300 yıl önce Yunanistan’da yetiştirilmesiyle başlamış. Ancak 17. yüzyılda İngiltere’de ve Fransa’da, 19. yüzyılda ise Amerika’da yetiştirilmeye başlanmış. Şeftali ılıman iklimleri seven bir ağaç, meyve verebilmesi için uyku döneminde en az 500 saatlik bir soğuk dönem geçirmeye ihtiyaç duyuyor. Havaların ısınmasıyla birlikte ağaç ilk tomurcuklarını açarak arı ziyaretçilerini konuk etmeye başlıyor. Uygun bir anaca aşılandıktan sonra 3. yılından itibaren meyve vermeye başlayan şeftali ağacının ömrü ise yaklaşık 15 sene. Aşılı fidanını kış başlangıcında bahçenize dikmeniz gerekiyor. Büyüme döneminde düzenli gübrelenip sulanması gereken şeftali, meyveye durduğunda ise daha bol su istiyor. Şeftali ağacının üzerindeki tomurcukların tamamının meyve vermesine izin verildiğinde meyve boyutu küçüldüğünden ve yeterince tatlanmadığından tomurcukların elle azaltılması gerekiyor. Şeftali ağaçlarında görülen bir mantar hastalığı olan “yaprak kıvrılması hastalığı”nı tetikleyen şey ise kış yağmurları. Yani ağacımız hem nispeten kurak hem de soğuk iklimleri seviyor. Şeftali ağacının zararlısı da çok olduğundan, verim almayı düşünüyorsanız onu ilaçlamanız da gerekebilir.

Şeftalinin lezzetli meyvelerini glisemik indeksi düşük olduğundan, çok olgun olmayanlarını diyet yaparken de afiyetle tüketebilirsiniz. Sıra geldi şeftali ağacı ile ilgili Uzak Doğu’daki yaygın inanışlara: Çin’de şeftali uzun ve sağlıklı bir ömrü simgeliyor. Çin’de şeftali ağacının ölümsüz bir ağaç olduğuna inanılıyor çünkü ağacın çiçekleri yapraklarından önce görünüyor ve kışın bittiğini insanlara müjdeleyerek adeta baharı başlatıyor. Eskiden Çinliler yılbaşında kestikleri şeftali dallarını kapılarının üzerine asarak, şeftali ağacı odunundan yapılan okları dört bir yana fırlatarak ve şeftali çekirdeklerini tılsım gibi üzerlerinde taşıyarak kötülüklerden korunacaklarına inanırlarmış. Çinli büyücüler insanların içine giren kötü ruhları çıkarmak için de şeftali odunundan yapılmış asalar kullanırlarmış. Hatta Kore’deki benzer bir inanışa göre, Koreliler ölmüş atalarına sundukları meyveler arasına şeftali koymazlarmış çünkü şeftalinin ölülerin ruhlarını kovduğuna inanırlarmış.