Semizotu

Semizotu (Portulaca oleracea), yaklaşık 20 cins ve 500 tür içeren semizotugiller (Portulacaceae) familyasına ait tek yıllık bir sukkulent. Dünyanın pek çok yerinde görülebilen semizotu kazık kök yaparak ağır ve nemli topraklarda bile yetişebiliyor. Hatta bu kazık kökler sayesinde toprağın derinliklerindeki nem ve mineralleri yüzeye taşıma özelliği var, dolayısıyla civarındaki bitkiler için faydalı bir mikro klima ortamı oluşturabiliyor. Örneğin; mısır bitkisi sert topraklarda kök salabilmek için semizotunun köklerinin açtığı kanalları kullanıyormuş.

Bahçelerin en yaygın görülen ve pek de sevilmeyen istilacı yabani otlarından biri olan semizotunun kültüre alınmış 40 ayrı türü var çünkü aynı zamanda semizotu yenebilen ve oldukça sağlıklı bir bitki. Özellikle doğu Akdeniz mutfağının vazgeçilmez otları arasında yer alıyor, salatalarda çiğ olarak (örneğin Lübnanlıların “fattuş” adını verdikleri meşhur bir semizotu salataları varmış) veya ıspanak gibi pişirilerek tüketilebiliyor (hatta Arnavutlar böreğini de yaparlarmış). Peki, hangisi daha sağlıklı derseniz, içerdiği omega-3’ü (sebzeler içinde en fazla omega-3 içeren bitki semizotuymuş) pişirme işlemiyle kaybettiği üzere çiğ olarak tüketilmesi diyebilirim.

Bitkinin ekşimsi tadı, içerdiği oksalik ve malik asitlerden kaynaklanıyormuş, özellikle sabahın erken saatlerinde toplanan semizotları daha ekşi oluyormuş. Bunun nedeni ise gece boyunca karbondioksit depolayan yapraklarında malik asit içeriğinin normalin 10 katına kadar yükselmesi. Bu nedenle semizotunu toplamak için akşamüzerini beklemelisiniz...

Semizotunun pet şişeler, damacanalar, plastik kaplar ve spor malzemeleri gibi yaygın kullanılan plastik ürünlerde bulunan bir bileşik olan “bisphenol A”yı temizleyici özelliği de varmış. Bilim dünyası 1957’den bu yana ticari olarak kullanılan bisphenol’ün zararını tartışadursun, kullanımından vazgeçilmesi zor görünen plastik hepimizin gün boyunca maruz kaldığı sağlıksız bir malzeme ve günümüzde çok yaygın görülen kanser hastalığı plastiğin yol açtığı zararlardan en önemlisi olsa bile yalnızca bir tanesi. Bu noktada, semizotu detoks yapmak isteyenler ve bisphenol A’ya daha duyarlı olan hamileler ve çocuklar için önemli gıdalardan biridir diyebiliriz.

Bu arada yeri gelmişken, özellikle mutfağınızdaki plastik mutfak malzemelerini cam ve tahta olanlarla değiştirmenizi tavsiye ederim (Örneğin; limon sıkacağınız neden cam olmasın? ya da kesme “tahtanız”(!) neden pastik?...) Çinliler eski çağlardan beri böcek ve yılan ısırıklarını, arı sokmalarını, dizanteri, ishal ve kanamaları tedavi etmek için semizotu yapraklarını kullanırlarmış.

Bitkinin içerdiği jelimsi maddenin mide rahatsızlıklarına, mesane ve bağırsak hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. Antik çağlarda yaşamış insanlar, bahçenizde görmeye dayanamadığınız şu zavallı(!) semizotunu kötülükleri uzak tutmak için muska gibi üzerlerinde taşırlarmış. Bu yazıyı okuduktan sonra yakanıza semizotu takıp dolaşacağınızı sanmıyorum ama bundan sonra bahçenizden yolduğunuz tüm semizotlarını afiyetle tüketeceğinize inanmak istiyorum. Sağlıklı günler!