Yenidünya, Malta Eriği

Yenidünya (Eriobotyria japonica), gülgiller (Rosaceae) familyasından her dem yeşil, yuvarlak bir taç oluşturan, kısa gövdeli ama uzun ömürlü bir meyva ağacı. Bizde “malta eriği” ve “sarıkız” isimleriyle de biliniyor. Araplar ise ona Türklerin aksine “eski dünya” derlermiş, ne kadar farklı kültürlere sahip iki millet olduğumuzun bir başka göstergesi de yenidünyaymış desenize...

Bir ılıman iklim ağacı olan yenidünyanın anavatanı Çin’in güneyidir. Yenidünyanın muşmula (Mespilus) türleriyle yakın akraba olduğu düşünülüyor. Beyaz renkli, tatlı ve yoğun kokulu çiçekleri nedeniyle süs bitkisi olarak da kullanımı oldukça yaygın. Çiçeklerini sonbahar ve erken kış aylarında göstermesi nedeniyle sıra dışı bir meyva ağacı olduğu söylenebilir. Sürgünleri ve yaprak altları tüylü olan yenidünya erken ilkbahardan itibaren sarımsı turuncu meyvalarını olgunlaştırıyor. Meyvalarının içindeki parlak kahverengi tohumlarının adeta “kaplan gözü” taşını (yarı değerli taşlardan bir tür kuvars) andırdığını düşündüğüm yenidünyanın daha az tohumlu ve daha tatlı meyvalar üreten türleri de elde edilmiş. Onu lavtaya benzeyen bir geleneksel müzik aleti olan “pipa”nın adıyla isimlendiren Çinlilerden alıp ondan bir yüzyıl boyunca 800’ün üzerinde çeşit üreten çalışkan Japonları tebrik etmek lazım.

Tang Hanedanı zamanında Çin’e seyahat eden Japon akademisyenler ülkelerine geri dönerken benim gibi düşünmüş olmalılar ki (!) yanlarına yenidünyanın güzel tohumlarını da almışlar. Günümüzde de en fazla yenidünya üreten ülke Japonya’ymış, onu sırasıyla İsrail ve Brezilya izliyor. Aslına bakarsanız yenidünya, dünyanın pek çok yerinde yetişiyor ama her yerde aynı ölçüde verim sağlanamıyor. Yenidünyanın bolca A vitamini, lif, potasyum ve mangan içeren meyvalarından şurup, reçel, sos, şeker ve hatta meyva şarabı elde ediliyor. İtalya’da tadı badem likörünü andıran “nespolino likörü” de yenidünya tohumlarından elde ediliyormuş. Yenidünyanın meyvalarının aynı zamanda “teskin edici” özelliği de varmış, hani yerken kendinizi birden mutlu hissetmeye başladıysanız(!) artık nedenini biliyorsunuz...

Gıda olarak tüketilmesinin yanı sıra uzun yıllar ilaç olarak da kullanılmış. Çinliler ondan öksürük şurubu ve boğaz pastili yapmışlar, Japonlar ise pek çok hastalığın yanı sıra bronşitin tedavisi için ağacın kurutulmuş yapraklarının çayını demlemişler. Benim gibi kronik bronşiti olanlar yenidünyayı daha çok sevmeliler belki de. Bir de çok olgunlaşmamış meyvalarından enfes turta oluyormuş ki benim gibi turta seven birileri varsa bunu seneye mutlaka denemeli...

Yenidünya yetiştirmek isterseniz onu aşı, tohum, çelik ve hava daldırmasıyla üretebilirsiniz. Tohumdan yetiştirmek isterseniz bir gün önceden ıslattığınız tohumunu kış sonunda ekmeli ve 3-4 hafta içinde filizlendikten sonra onu düzenli sulamalısınız. İlk yıl dış ortama çıkartmamanız tavsiye ediliyor. Bir yılı sonra, bahar başında don tehlikesi geçtikten sonra, onu bahçenizin bol güneş alan bir kısmına taşıyabilirsiniz. Bol meyva versin istemiyorsanız ve hoş kokulu çiçekleri size yetecekse gölgede de olur ama onu soğuk rüzgarlardan mutlaka korumalısınız...

Gelelim yenidünya ile ilgili inanışlara: İspanyolların “nisperos”, Meksikalıların ise “misperos” olarak adlandırdığı yenidünyayı Latin Amerikalılar Ölüler Günü (Los Muertos) kutlamalarında ölmüş yakınlarının ruhu için mumlarla aydınlattıkları sunaklara bırakırlarmış...

Bir Çin inanışına göre yenidünya meyvaları dallarından kopup da ırmaklara düştüğünde bunları yutan sazan balıkları akıntıya karşı yüzecek kadar güçlenirlermiş. Yollarına çıkan bir şelaleden yukarı tırmanabildiklerinde ise bir ejderhaya dönüşürlermiş. Bu inanış yüzünden Çin’de uzun yıllar sadece zenginlerin ve soyluların bu ağacın meyvalarından yemelerine izin verilmiş. Fakir ve sömürülen bir halkın “güçlenince” neler yapabileceği korkusu ta eski çağlardan bu yana başka hiçbir korkuya benzemiyor galiba, ne dersiniz?...