Zakkum

Zakkum (Nerium Oleander), kışın yapraklarını dökmeyen ve 4 metreye kadar uzayabilen bir ağaç. Zeytin ağacına (Olea) benzerliği nedeniyle ona “Oleander” denilmiş ve Romalıların da bahçelerinde severek yer verdikleri ağaçlardan biriymiş.

Zakkum, 1945 yılında üzerine atılan atom bombasıyla cehenneme dönen Hiroşima şehrinde bombalamadan sonra ilk çiçek açan ağaç olduğundan şehrin resmi ağacı olarak seçilmiş. İslami inanışa göre ise, bu ağaç “zaten” cehennemin derinliklerinden çıkagelmiş. Hatta zebanilerin cehennemliklere yemeleri için verdikleri tek gıda da zakkummuş. Hani derler ya “zıkkımın kökünü ye!” diye, o aslında “zakkumun kökü”ymüş meğerse. Oysa zehirlenmek için köküne kadar inmeye de gerek yok, nasıl mı? Sabırla okuyun lütfen...

Doğrusu zakkum, “bilimsel olarak” cehennemde lav ve zift ırmaklarının aktığı karanlık ve çorak vadileri değil de, genellikle drenajı iyi olan nemli toprakları ve güneş alan nehir yataklarını seviyor, aynı zamanda dona ve kuraklığa da dayanıklı bir bitki. Denize yakın topraklarda yetişebilmesi ve denizden gelen tuzlu rüzgarlara dayanıklı oluşu nedeniyle de özellikle Akdeniz bölgesinin kıyıya yakın bahçelerinde çok fazla kullanılan süs ağaçları arasında yer alıyor. Diğer yandan yaygın kök sistemi nedeniyle de erozyonla mücadelede kullanılan ağaç türlerinden biri.

Haziran’dan Eylül’e kadar açan kokulu ve gösterişli çiçekleri pembe, kırmızı, beyaz, turuncu veya sarı renkli olabiliyor. Zakkumun çiçeklerinden ötürü saksı bitkisi olarak yetiştirildiğini de görebilirsiniz. Fakat çiçeğinden odununa kadar tamamı oldukça zehirli olan zakkumun tek bir yaprağı bile küçük bir çocuğun kalbini durdurmaya yetecek kadar zehir içeriyor, öyle ki ağacın gövdesine dokunmak bile hassas cildi olanlarda kızarma ya da döküntüye yol açabiliyor. Bu arada zakkumun, söylentilerin aksine, kansere karşı etkili olduğu kanıtlanmış değil(!).

Zakkumun zehirli yapraklarından zeytinyağıyla birlikte hazırlanan bir bitkisel solüsyon deri altına yerleşen uyuz böceklerinin yol açtığı uyuz hastalığının tedavisinde doğal tedavi amaçlı olarak ve haricen kullanılıyor. Yanı sıra bitkinin kökü de kabuklu deri hastalıklarının tedavisinde benzer şekilde kullanılmakta. Bitkinin zehrinden fare, böcek ve parazit ilacı yapımında da yararlanılıyor, fakat bazı yaban arısı, kelebek ve örümcek türleri zakkum zehrinden etkilenmiyor. Zakkum tozlaşma için böcekleri kullanıyor fakat tatlı kokular yayan çiçeklerinde nektar barındırmadığından, nektar seven böcekler için de pek fazla albenisi olmuyor. Zakkumun nektarı olmadığı için etrafındaki kovanların balının zehirlenmesi gibi bir durum söz konusu değil, içiniz rahat olsun...

Böylesine zehirli olmasına rağmen zakkum bilinen 400’e yakın alt türüyle yine de sevilen bir süs ağacı olmayı sürdürüyor. Zakkum Ağustos ve Eylül aylarında yan sürgünlerinden alınacak çeliklerle veya sera ortamında tohumdan yetiştirilebiliyor ve ilk kışını sera ortamında geçirmesi bitkiyi daha dayanıklı yapıyor. Erken ilkbahar ve sonbahar budamalarıyla biçimlendirilmeye yatkın olan zakkumun Tayland’da üretilen minyatür türleri de bulunmaktaymış. Bu arada budadığınız dal ve yaprakları, tatlı oldukları için onları yemek isteyecek çiftlik hayvanlarından da uzak tutmalısınız çünkü sözgelimi 100 gr. kadar zakkum yaprağı yiyen bir at ölebilirmiş. Bitkiyi yiyerek ölen hayvanların etlerinin de zehirli olduğunu belirtmek gerek.

Mangal severler bu bölümü özellikle okusun(!); doğada mangal yaparken kullandıkları zakkum dalları nedeniyle yedikleri sosisli sandviçlerden tamamı zehirlenip ölen bir izci oymağına dair tüyler ürpertici bir de şehir efsanesi var...

İyisi mi siz bilmediğiniz, tanımadığınız ağaçların odununu kullanmak yerine mangal şişlerinizi yanınızda taşıyın... Bir de şu her yaz ortaya çıkarak bize doğada kamp yapmayı “zehir eden” kenelerin bu ağaçta toplanmaya pek düşkün oldukları söyleniyor. Size zakkumu sevdirmek için şunca emek verdiğim(!) yazımdan sonra galiba artık bu ağacı uzaktan seveceksiniz diye düşünüyorum