Kızılağaç
(Alnus)
Kızılağaç (Alnus), huşgiller ailesinden, nehir kenarları ve bataklık gibi sulak arazileri seven bir ağaçtır. İsmi, Latince'de "kırmızı/kızıl" anlamına gelen eski İngilizce'deki "el" sözcüğünden türetilmiştir ki bu bizdeki "Al" (kırmızı) sözcüğüne ne kadar benziyor, değil mi?
Kızılağaç sulak arazide yetiştiği için odunu suya karşı inanılmaz dirençlidir, kolay kolay çürümez.
Hatta Venedik'e yolunuz düşerse aklınızda olsun; o muazzam şehrin üzerinde durduğu iskele kazıklarının neredeyse tamamı kızılağaç odunundan yapılmıştır.
Bir orman gezisinde yaşadığım anıyı paylaşayım. Bir katılımcı, kızılağacı gösterip "Bunu bilemediniz mi, fındık ağacı yahu!" diyerek yanlış bir teşhis koymuştu.
Evet, fındık da aynı aileden gelir ve yaprakları çok benzer. Ancak o kişi çok önemli bir detayı atlamıştı: Minik kozalaklar!
Kızılağacın dişi çiçekleri, sonbaharda kuruyarak minik, odunsu kozalaklara dönüşür. Fındık ağacında bunu göremezsiniz. Doğada "her sakallıyı deden sanmamak" gerektiği gibi, her oval yapraklıyı da fındık sanmamak gerek.
Kızılağaç sadece inşaatta değil, sanatta da başroldedir.
- Müzik: Ünlü Fender marka gitarların gövde yapımında kızılağaç kullanılır; sesi ve tınısı eşsizdir.
- Gastronomi: Odunu; kahve, somon ve deniz mahsullerini tütsülemek için kullanılır.
- Tıp: Kabuğu salisilik asit içerir; zehirli meşe tahrişi ve böcek ısırıklarında kullanılır.
Ağaç kesildiğinde özsuyu hava ile temas edince koyu turuncu/kırmızı bir renk alır. Bu "kanayan" görüntü yüzünden eski İrlandalılar, bu ağacı kesmekten korkarlarmış.
İnanışa göre, bataklıklarda yaşayan su perileri bu ağacı korurmuş ve ağacı kesenlerin evlerini yakarlarmış. Avusturya'da ise odununun ölüleri diriltebileceğine inanılırmış.